"Yaşama umutsuzluğu yoksa yaşama aşkı da yoktur".
Fransız varoluşcu düşünürlerinden Albert Camus'nun bu saptaması, çelişkiler üzerine kurulu yaşam gerçeğini çok iyi özetliyor.
Azim denen mücadele kararlılığı çoğunlukla çaresizlikten oluştuğu için tek tek bireyler kadar toplumlar için de geçerli olduğu, tarih ve günümüz insan hikayelerinde örneklenir.
Varoluşun kıymetine önem vermekle beraber herşeyin zıttıyla varlığını saçma olarak tanımlayan Camus, karamsarlığın felsefesini yansıtmakla kalmamış intahar ederek dünyadan ayrılmiş bir düşünürdür.
Çelişki o ki, tüm saçmalığına rağmen yaşamı vazgeçilmez kılan algılarımız mücadeleyi de zorunlu kılıyor.
Son günlerde toplu kalkışmalarla dile gelen halk ayaklanmalarına da, baskılarla sürdürülen düzen insanlarının yaşama umutsuzluğundan doğan var olma hakkı diye bakılıyor.
Böyle bir trendin ortaya çıkması diktatörlük sistemlerinin artık sürdürülemeyeceğini gösteriyor.
Burada ortak azmi oluşturan baskılarla, azmin gerçekleşmesini sağlayan sibernetik gelişimlerin birleşmesi, ülkeleri ve insanları eski alışkanlıklarla idare etmenin artık mümkün olmadığını gösteriyor.
Önemli olan diğer nokta da tek bir lider önderliğine ihtiyaç kalmadan farklı görüş ve çıkar gruplarının aynı ortak hedefi paylaşmakta birleşmeleri. Diktatör eğilimli yöneticiler ülkelerinden kovuluyor.
Bu yeni oluşum hergün yeni örneklenmelerle yayılırken, sonunda nereye yönelip, nereye varılacağının kimselerce tam olarak tahmin edilemiyor.
Çoğunlukla ekonomık yoksunluklar üzerinden oluşan bu ortak ayaklanmaların, toplu baskı düzenleri mi, toplu çözümler mi oluşturacağı da henüz belli değil.
Belli olan tek şey insanların toplu olarak kandırılma va baskılanmasının eskisi gibi kolay olmadığı bilgi ve iletişim birlikteliğinden oluşan bir bilişim dünyasına ulaşılmış olunması.
Küresel baskılardan küresel demokrasiye giden bir yolda olduğumuz da söylenebilir.
Sevgi Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder