10 Mayıs 2011 Salı

SİVİL TOPLUM VE SOSYAL TERBİYE,

SİVİL TOPLUM VE SOSYAL TERBİYE,

Sivil toplum kurumlarının özellikle üç ölçüt açısından önemli işleve sahip olduğu söylenebilir.

Birlikte çalışma kültürü, buna bağlı Sosyal adabın gelişimi
ve demokrasinin gelişimi.

Sivil toplum kuruluşlarının etkili olması, sorunların resmi kanallara doğru aktarımı ve çözümlerinde de yönlendirici gücü nedeniyle demokratik bakış ve katılımın gelişmesini sağlar.

Ortak çalışmada en dikkat gerektiren nokta, bireysel ve kurumsal ilişkilerin sürdürülmesini, sağlayan sosyal terbiyedir.

Ortak ve birlikte var olma ve paylaşımda emek ve fikirlerin değerini bilmek ve hakkını vermek de yine sosyal nezaket sınırları içinde gerçekleşebilir
Örneklerini toplumsal iletişimde sıkça gördüğümüz haberleşme,
kazaları, haber ve kaynak belirterek fikir ve emek kullanımı topluca sosyal terbiye başlığına girebilir.

Bu yüzden “Telif kültürü” nün gelişmediği toplumlarda sosyal nezaketin de tam gelişemediği söylenebilir.
Ülkemiz fikir ve emeği sahibinden izinsiz kullanma diye de tanımlayabileceğimiz intihal yani kendine mal etme (çalma) olgusunun yazın alanın dışında da oluştuğunu gösteren davranışlar
Bu sosyal nezaket algısının yeterince benimsenmemesiyle de ilişkilendirilebilir.

Fikri ve emeksel mülkiyetin en iyi değerlendirileceği alanlar da gönüllülük girişimi ile sürdürülen bu ortak çalışma alanlarıdır.

Bu nedenle sosyal terbiyenin toplumsal gelişiminde rol oynayan sivil toplum katılımcılığı gönüllülük bilincinin gelişmesinde önemli bir işleve sahiptir.

Her hataya kendi dışında bir neden göstermeye dayalı Mazeret kültürünün çok geçerli olduğu ülkemizi bu nedenle mazur görmek mantıklı olsa da doğru olmaz.

Hiyerarşik buyurganlığın geçerli olmaması gereken sivil kurumlarda
ortak iş görmenin sorumlu paylaşımı söz konusudur.
Bu nedenle sivil toplum sosyal terbiyesi, açık, şeffaf ve hak yememenin, patavatsız davranışlardan farkını kavramayı gerektiren birlikte var olma alanlarıdır ki iletişimde iki misli dikkat ve düşünce gerektirir.

Bu dikkat noktaları üzerinden yürütülen ortak iş görme fikir ve emek üretme çabaları daha sürdürülebilir olmakla kalmaz yaratıcılığın beslenip yeşermesine de olanak sağlar.
Demokratik hak algısının gelişmesi ve sosyal sorunların ortak girişimlerle çözülmesi kolaylaşır.

Ortak işin bir ucundan tutmanın sosyal sorumluluk algısına çevrilebilmesi, iş bölümü bilincinin buyurganlık ve dayatma davranışlarından arınarak benimsenmesiyle mümkün olur.
Sosyal nezaketin gerekliliği de burada kavranır. Bu da demokratik davranış kültürünün temelini oluşturur.
Sevgi Özkan

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Yeni nesillerin küresel vizyonlu "çevre kültürüé bilinci kazanmaları gittilçe önem kazanıyor.
Eğitim müfredatına dil ve din tartışmaları dışında ve hepsinden önemli olarak
zorunlu Çevrecilik dersleri eklenmeli.
Şok haber kültürünün allak bulak ettiği kafalara uzun vadeli ve yarını düşündürten çevrecilik olgusunu önemsetmek zor.
İleriye dönük tehlikeleri nasıl algılamadığımız İstanbul depremiyle ilgili tutumlarımızdan belli oluyor.
Ayrıca tehlike kavramına yanaşma biçimimiz de, başlıbaşına tehlike içeren yaygın bir davranışı modelliyor.
YYanlış yapanlar rın sergiledikleri bize birşey olmaz tavrı toplumca bilinmeyen bir sigortaya güvendiğimizi dayandığımızı gösteriyor.

Yanlışı bilebile yapma alışkanlığı doğru davranma kaygısını geçersiz kılmış gibi. Arabada kemer takmayı isteğe bağlı bir seçenk olarak algılayanların ileride dünyalı olarak başimıza gelecek olanlarda kendi sorumluluğunu kavraması mümkün mü? Tabii ki hayır.
İnşallah ve maşallah sigortasına dayandırılan bir yaşam biçimini kuşaktan kuşağa marifet gibi algılatmamız bu davranışı genetik kodlamış olmalı ki
bilinçli davrananlara anormal gözüyle bakılabiliyor.
Bireysel değerleri taşıma gücünün ortalama algıya yenik düştüğü toplumumuzda
aklın yaşamla mücadelesi çok zorlaşıyor.

3 Mayıs 2011 Salı

OECD'nin "Aileler Değişiyor"Raporuna göre Dört Çocuktan biri açmiş ve 1980'lerde yüzde kırk olan Kadınların Çalışma oranı 24.6 düzeyine inmiş.
Bu raporu devlet sorumluları nasıl okuyorlar acaba.
Üç çocuk diye ısrar ederek aslında geriye ancak üç çocuk kalacak mı demek istiyorlar.
Oysa daha yenilerde üç çocuklu bir ailenin 2.5 aylık üçüncü bebeği açlıktan öldü ve bu gerekçe Adli tıp Raporuyla saptandı.
Üç çocuk değil tek çocuğa bile bakamayanların var olduğu bir ülkede, iş ve sağlık olanakları sağlamakla sorumlu olanların üç cocuk siparişi vermeleri
yurttaşlarla alay etmek gibi
"Allah rızkını verir" avuntusuna sığınanlara kaç tanesinin diye sormak gerek.
Hanidir öz ve içerik özgünlüğü üzerinde düşünmekteydim.
28 Nisanda Radikal gazetesinde yayınlanan Serdar Kuzuloğlu'nun bu noktaya dikkat çeken yazısı hoşuma gitti.
İçerik üretmekle, içerik türetmek arasındaki farkı analiz eden yazısını onaylayarak okudum. Bu durumu, ben de İnternet entellektüelliği olarak ifade ediyorum.
Bilgiden düşünce üretmenin yerini bilgi parçacığı ve söylenti kaydından dedikodu türetip paylaşmanın aldığı bir kültürel iletişim biçimi yaygınlaşmış durumda.
Eskinin kulaktan kulağa oyununun yeni çeşitlemeleri yaşanıyor gibi.
Ünlü isimlere mal edilen şiir ve fikir yazıları gerçeği yansıtmasa da iletilip paylaşıla paylaşıla gerçek yerine kabul görür oldu.
Telif kültürü henüz tam benimsenmemiş bir toplumda gerçek sahibi güme giden bir genel kültür ve fikir ortamı doğuyor.
Bu eğreti bilgilerin paylaşımı bilgilenme alanını çöplüğe çevirmiş bulunuyor.
Yazma ihyiyacı arttikça konu ihtiyacı da artıyor. Ama düşünme ihtiyacı duyan yok gibi.
Asıl sorun bu sanal bilgilerle oluşan kamu oyunun dünya ve gerçekleri algılama yanılgısı.
Bu açıdan Kişisel sorumlulukların arttığını iyi kavramak ve peşine yığınları takan yanlış iletilerin aktarıtıcısı ve türeticisi olmamak gerekiyor.
Gerçek iletişim buradan doğacak.

27 Nisan 2011 Çarşamba

İLERİ DEMOKRASİ Mİ, UCUBE DEMOKRASİ Mİ?

İleri demokrasi, izinle yapılan bir insanlık anıtının ucube diye nitelendirilerek yıktırılması mıdır?

Neyle suçlandıkları bildirilmeden potansiyel suçlu olarak hapislerde tutulması mıdır?

Parasız eğitim istediğini pankart açarak dile getiren gençlerin hapiste tutulması mıdır?

Geleceklerini belirleyen resmi hatalara karşı çıkan gençlere karşı güdümlü gruplar çıkarma tehdidini açık olarak yapmak mıdır?

Milletimin dediği olur diyerek milletin istemediği nükleer ve Hıdroelektrik Santralları yapma yetkisininin kullanması mıdır?

Muhalefet etme hakkını vatan hainliği olarak değerlendirerek karşı fikirleri belirtenlere tahammülsüzlük göstermeyi vatanseverlik saymak mıdır?

Bu kadar ileri gitmeyelim çünkü geri dönüşü yok.

Buna ileri demokrasi değil olsa olsa ucube demokrasi denir.

Sevgi Özkan

24 Nisan 2011 Pazar

CHP, ÇOCUKLARI CİDDİYE ALACAK

CHPnin, Parti programı açıklamalarında ÇOCUK için özel bir dikkat ve eylem alanı belirtmesi sevindirici.
Önemli olan bunun içinin doldurulmasında.
Biz sosyal girişimcilere şimdi iş düşüyor.
Birikimlerimizi aktarıp doğru yerine yanlışların yapılmasını önlemeye çalışmak sivil toplumculara düşen önemli bir görev
Laf olsun diye çocuklara aslında zarar verecek "iyilik"ler sunulması önlenmeli.
Yapılması amaçlananları ve yapuılanları takip etmek ve yeri geldiğinde yanlışları göstermek gerek.
Umutlanmak için epey neden var.

Sevgi Özkan

İşte gerçek çocuk sevgisi, gerçek çocuk katılımı

İşte gerçek sevgisi ve Çocuk Katılımı,
Vatanın kurtarıcısı, cumhuriyetin kurucusu ve dahi bir insan olarak fikir ve görüşlerini benimseyenlerin Atatürk sevgisi ülkemizde çeşitli örneklerle dışlaşıyor.
Atatürk sevgisini kullanarak kendi yaptıklarına kılıf geçirenlerin Atatürk sevgisinin de sayısız örnekleri ne rastlanır.
Atatürk'ü gerçek değerleriyle tanımayan ve ona karşı şartlandırılmış olanların Atatürk sevgisizliği ve bunun çeşitli örneklerle dışa vurumundan doğan örneklere de rastlanabiliyor.
Bu farklı yaklaşımların çarpışmasından doğan bir sosyokültürel ortamda büyüyen çocukların kimi de, Atatürk sevgisini Atatürk'e kötülük besleyenlerden Atatürkü kurtarmak olarak algılayabiliyorlar.
Esas kötülüğün kendilerine yapıldığının ayrımına varmadan Atatürk'ü bu düşmanlarından kurtarmayı hedef ve görev olarak içselleştiren bu çocuklar, esas konunun, Atatürk'ün fikri mirasının uygarlık gelişimindeki rolünün benimsenmesi olduğunu genellikle daha sonra anlıyorlar
Bu etkileşim arenasından çocuk kalplerine yansıyan Atatürk sevgini kendilerince ifade eden çocuklar, kimi zaman çok hoş görüntüler oluşturuyorlar.
23 Nisan Radikal gazetesinde "MOBESE'ye takılan öpücük" başlığı ve tırmandığı Atatürk heykelinin boynuna sarılarak yanaklarından öpen çocuğun video kaydı ve fotoğrafı da bunlardan birini yansıtıyor.
Adapazarı Emniyet müdürlüğü kameralarının kare kare saptadığı bu görüntü, Atatürk sevgisini yansıtan doğal ve güzel bir belge oluşturuyor.
Heykelin önüne gelen iki çocuktan biri,  anıta çıkmak isteyince ne yapacak diye oraya zumlanan makinenin iki dakikalık kaydı, bu anı tüm doğallığı ile kaydetmiş.
Heykele tırmanarak yukarı çıkan ve arkadaşıyla konuşarak Atatürk'ün boynuna sarılıp yanağından öpen ve sonra da aşaği inen bu çocuk görüntüsü, 23 Nisan'ın anlamı ve gerçek Atatürk sevgisine buradan ulaşılacağını göstermesinin yanı sıra gerçek çocuk katılımını da işaretleyen bir örnek olarak hafizalara yerleşecek.

Sevgi Özkan