7 Mayıs 2011 Cumartesi

Yeni nesillerin küresel vizyonlu "çevre kültürüé bilinci kazanmaları gittilçe önem kazanıyor.
Eğitim müfredatına dil ve din tartışmaları dışında ve hepsinden önemli olarak
zorunlu Çevrecilik dersleri eklenmeli.
Şok haber kültürünün allak bulak ettiği kafalara uzun vadeli ve yarını düşündürten çevrecilik olgusunu önemsetmek zor.
İleriye dönük tehlikeleri nasıl algılamadığımız İstanbul depremiyle ilgili tutumlarımızdan belli oluyor.
Ayrıca tehlike kavramına yanaşma biçimimiz de, başlıbaşına tehlike içeren yaygın bir davranışı modelliyor.
YYanlış yapanlar rın sergiledikleri bize birşey olmaz tavrı toplumca bilinmeyen bir sigortaya güvendiğimizi dayandığımızı gösteriyor.

Yanlışı bilebile yapma alışkanlığı doğru davranma kaygısını geçersiz kılmış gibi. Arabada kemer takmayı isteğe bağlı bir seçenk olarak algılayanların ileride dünyalı olarak başimıza gelecek olanlarda kendi sorumluluğunu kavraması mümkün mü? Tabii ki hayır.
İnşallah ve maşallah sigortasına dayandırılan bir yaşam biçimini kuşaktan kuşağa marifet gibi algılatmamız bu davranışı genetik kodlamış olmalı ki
bilinçli davrananlara anormal gözüyle bakılabiliyor.
Bireysel değerleri taşıma gücünün ortalama algıya yenik düştüğü toplumumuzda
aklın yaşamla mücadelesi çok zorlaşıyor.

3 Mayıs 2011 Salı

OECD'nin "Aileler Değişiyor"Raporuna göre Dört Çocuktan biri açmiş ve 1980'lerde yüzde kırk olan Kadınların Çalışma oranı 24.6 düzeyine inmiş.
Bu raporu devlet sorumluları nasıl okuyorlar acaba.
Üç çocuk diye ısrar ederek aslında geriye ancak üç çocuk kalacak mı demek istiyorlar.
Oysa daha yenilerde üç çocuklu bir ailenin 2.5 aylık üçüncü bebeği açlıktan öldü ve bu gerekçe Adli tıp Raporuyla saptandı.
Üç çocuk değil tek çocuğa bile bakamayanların var olduğu bir ülkede, iş ve sağlık olanakları sağlamakla sorumlu olanların üç cocuk siparişi vermeleri
yurttaşlarla alay etmek gibi
"Allah rızkını verir" avuntusuna sığınanlara kaç tanesinin diye sormak gerek.
Hanidir öz ve içerik özgünlüğü üzerinde düşünmekteydim.
28 Nisanda Radikal gazetesinde yayınlanan Serdar Kuzuloğlu'nun bu noktaya dikkat çeken yazısı hoşuma gitti.
İçerik üretmekle, içerik türetmek arasındaki farkı analiz eden yazısını onaylayarak okudum. Bu durumu, ben de İnternet entellektüelliği olarak ifade ediyorum.
Bilgiden düşünce üretmenin yerini bilgi parçacığı ve söylenti kaydından dedikodu türetip paylaşmanın aldığı bir kültürel iletişim biçimi yaygınlaşmış durumda.
Eskinin kulaktan kulağa oyununun yeni çeşitlemeleri yaşanıyor gibi.
Ünlü isimlere mal edilen şiir ve fikir yazıları gerçeği yansıtmasa da iletilip paylaşıla paylaşıla gerçek yerine kabul görür oldu.
Telif kültürü henüz tam benimsenmemiş bir toplumda gerçek sahibi güme giden bir genel kültür ve fikir ortamı doğuyor.
Bu eğreti bilgilerin paylaşımı bilgilenme alanını çöplüğe çevirmiş bulunuyor.
Yazma ihyiyacı arttikça konu ihtiyacı da artıyor. Ama düşünme ihtiyacı duyan yok gibi.
Asıl sorun bu sanal bilgilerle oluşan kamu oyunun dünya ve gerçekleri algılama yanılgısı.
Bu açıdan Kişisel sorumlulukların arttığını iyi kavramak ve peşine yığınları takan yanlış iletilerin aktarıtıcısı ve türeticisi olmamak gerekiyor.
Gerçek iletişim buradan doğacak.

27 Nisan 2011 Çarşamba

İLERİ DEMOKRASİ Mİ, UCUBE DEMOKRASİ Mİ?

İleri demokrasi, izinle yapılan bir insanlık anıtının ucube diye nitelendirilerek yıktırılması mıdır?

Neyle suçlandıkları bildirilmeden potansiyel suçlu olarak hapislerde tutulması mıdır?

Parasız eğitim istediğini pankart açarak dile getiren gençlerin hapiste tutulması mıdır?

Geleceklerini belirleyen resmi hatalara karşı çıkan gençlere karşı güdümlü gruplar çıkarma tehdidini açık olarak yapmak mıdır?

Milletimin dediği olur diyerek milletin istemediği nükleer ve Hıdroelektrik Santralları yapma yetkisininin kullanması mıdır?

Muhalefet etme hakkını vatan hainliği olarak değerlendirerek karşı fikirleri belirtenlere tahammülsüzlük göstermeyi vatanseverlik saymak mıdır?

Bu kadar ileri gitmeyelim çünkü geri dönüşü yok.

Buna ileri demokrasi değil olsa olsa ucube demokrasi denir.

Sevgi Özkan

24 Nisan 2011 Pazar

CHP, ÇOCUKLARI CİDDİYE ALACAK

CHPnin, Parti programı açıklamalarında ÇOCUK için özel bir dikkat ve eylem alanı belirtmesi sevindirici.
Önemli olan bunun içinin doldurulmasında.
Biz sosyal girişimcilere şimdi iş düşüyor.
Birikimlerimizi aktarıp doğru yerine yanlışların yapılmasını önlemeye çalışmak sivil toplumculara düşen önemli bir görev
Laf olsun diye çocuklara aslında zarar verecek "iyilik"ler sunulması önlenmeli.
Yapılması amaçlananları ve yapuılanları takip etmek ve yeri geldiğinde yanlışları göstermek gerek.
Umutlanmak için epey neden var.

Sevgi Özkan

İşte gerçek çocuk sevgisi, gerçek çocuk katılımı

İşte gerçek sevgisi ve Çocuk Katılımı,
Vatanın kurtarıcısı, cumhuriyetin kurucusu ve dahi bir insan olarak fikir ve görüşlerini benimseyenlerin Atatürk sevgisi ülkemizde çeşitli örneklerle dışlaşıyor.
Atatürk sevgisini kullanarak kendi yaptıklarına kılıf geçirenlerin Atatürk sevgisinin de sayısız örnekleri ne rastlanır.
Atatürk'ü gerçek değerleriyle tanımayan ve ona karşı şartlandırılmış olanların Atatürk sevgisizliği ve bunun çeşitli örneklerle dışa vurumundan doğan örneklere de rastlanabiliyor.
Bu farklı yaklaşımların çarpışmasından doğan bir sosyokültürel ortamda büyüyen çocukların kimi de, Atatürk sevgisini Atatürk'e kötülük besleyenlerden Atatürkü kurtarmak olarak algılayabiliyorlar.
Esas kötülüğün kendilerine yapıldığının ayrımına varmadan Atatürk'ü bu düşmanlarından kurtarmayı hedef ve görev olarak içselleştiren bu çocuklar, esas konunun, Atatürk'ün fikri mirasının uygarlık gelişimindeki rolünün benimsenmesi olduğunu genellikle daha sonra anlıyorlar
Bu etkileşim arenasından çocuk kalplerine yansıyan Atatürk sevgini kendilerince ifade eden çocuklar, kimi zaman çok hoş görüntüler oluşturuyorlar.
23 Nisan Radikal gazetesinde "MOBESE'ye takılan öpücük" başlığı ve tırmandığı Atatürk heykelinin boynuna sarılarak yanaklarından öpen çocuğun video kaydı ve fotoğrafı da bunlardan birini yansıtıyor.
Adapazarı Emniyet müdürlüğü kameralarının kare kare saptadığı bu görüntü, Atatürk sevgisini yansıtan doğal ve güzel bir belge oluşturuyor.
Heykelin önüne gelen iki çocuktan biri,  anıta çıkmak isteyince ne yapacak diye oraya zumlanan makinenin iki dakikalık kaydı, bu anı tüm doğallığı ile kaydetmiş.
Heykele tırmanarak yukarı çıkan ve arkadaşıyla konuşarak Atatürk'ün boynuna sarılıp yanağından öpen ve sonra da aşaği inen bu çocuk görüntüsü, 23 Nisan'ın anlamı ve gerçek Atatürk sevgisine buradan ulaşılacağını göstermesinin yanı sıra gerçek çocuk katılımını da işaretleyen bir örnek olarak hafizalara yerleşecek.

Sevgi Özkan

24 Şubat 2011 Perşembe

MUHALEFETE MUHALEFET MERAKI


CHP ye yönelik eleştirilerin rahatlıkla yapılabilmesi, CHP’nin siyasi konum ve entelektüel gelişim olarak eleştiri kültürüne, oto kritiğe açık bir yapıda olmasından da kaynaklanıyor.
Bu nedenle iktidarın gücünden korkan pek çok kişi söze CHP eleştirisi ile başladıktan sonra eşitlik sağlamak ve demokratik davranmak görüntüsüyle iktidara da eleştiri getirebiliyorlar.

Biraz dikkatli bakınca bu eleştirilerin altında aslında iktidar şikayetinin yattığı görülebilir.
Ama bunu açıkça ortaya koyacak bir cesaretin toplumda pek de karşılığının bulunmadığı bir gerçek.

Kimileri ise, muhalefeti eleştirme modasına uymak için kimileri de gerçek sorumluluk noktalarına yönelik dikkatleri dağıtmak için bu tavrı sergiliyor.

Başka bir kesim de var ki CHP‘nin gerçekten daha geniş kitlelerce anlaşılıp benimsenmesi için bazı yapılanları eleştirip şöyle yapılsaydı önerilerinde bulunuyorlar.

Kurallara uymayı başkalarına ait bir sorun gibi algılayıp kurallara başkaldıran insanlarımızın sosyal yapısı, zalime boyun eğmek ataletini de taşıdığı için yanlış ve demokratik olmayan uygulamalara ses çıkarmamak yadırganmıyor. Ses çıkaranlar da önemsenmiyor.
Cahil cesaretiyle oyunu kuralına göre oynamamayı başarı sayan yönetimler de, iktidarlarını hep bu rahatlıkla sürdürüyorlar.

Kendi iktidarındayken çok partili düzene geçilmesini sağlayan CHP’ nin, ülkenin sağ partilerce yönetilmesi boyunca antidemokratik oluşumları önlemede önemli bir rol oynadığı ve çoğu iktidarlara hocalık yaparcasına yol gösterici olduğu gerçeği görmezden geliniyor.

Bazı akılların, sekiz yıldır iktidarda olan mevcut yönetim için, “hani irtica geldi mi” özetiyle yapılanlara dönük eleştiride unuttuğu şey, eğer parlamentoda CHP nin yeterli engellemeleri olmasaydı bugün nasıl bir yere gelineceğiydi.

İktidarın her doğru yaptığını kendi girişimi ile yapmış gibi kabul edenler, bu oluşumdaki muhalefet sorumluluğuna ait başarıyı görmemekte direniyorlar.

Yapılanların kitabına uydurulması ve kabahati başkalarında arama alışkanlığı yaygın olarak benimsendiği için bu noktanın görülmemesini de normal kılabiliyor.

CHP’nin, iktidarın bilgi ve düşünceden yoksun ve de çoğu kez işine geldiğince yaptığı kimi uygulamaları engelleyerek, onların doğru davranmalarına ve iktidarda eskiye göre gelişmelerine yol açtığını unutmamak gerekir.

İktidarın sorumlu olması gereken alanları muhalefetin sorunu gibi gösterip, muhalefete laf çakmayı politika haline getiren yetkililerin çoğu gösteri sanatında aşama kaydetmekten öte bir başarı sergilemiyorlar.

Kendi adına da düşüneceği kabulüyle düşünme vekaleti verdiği lidere kayıtsız boyun eğen yaygın taraftarlık algısı, bireysel eleştiri kültürünün gelişmemiş olması,sonunda haklı olanın hep mağlup sayıldığı bir sessiz kabul ortamı yaratıyor.

Bu noktanın altının kuvvetle çizilmesi gerektiğine inanıyorum.

Sevgi Özkan