Öteki kavramı dışlama olarak algılanmaktan öte, dışındakine bakarak kendini yeniden inşa etme veya tanımlama olarak da algılanabilir ki öyledir.
Geçenlerde oryantalizmi sadece batılı gözüyle doğunun küçümsenerek algılanması gibi okumanın yanlışlığı üzerinde duran biri, oryantalizmin aslında “batı”nın, “doğu”da olmayan veya olan üzerinden kendini yeniden oluşturmasını sağlayan bir olumlu ötekileştirme olduğuna dikkat çekiyordu.
Aslında tüm ötekileştirmeler gerçekliğin, ötekileştirenin kendinde olan veya olmayanı karşı örnek üzerinden benimseme çabası olarak da yorumlanabilir.
Aynı toplumda yaşanmış gerçekleri ve temel bilgileri farklı ve zit kodlanmalarla algılayanlar, birbirlerinin ötekisi oluyorlar.
Tarihi farklı kodlamalarla zıt okuyanlar, gerçek olan veya olmayan üzerinden çatışırken, çoğunlukla esas dayanılan noktada sadece kendi benimsediklerinin doğru olduğunu iddia ederler.
Aynı ülkede geçmişe dair farklı bilgi ve değerlendirmelere odaklanarak kodlanan beyinlerin birbiriyle savaşımında da gerçeğin kendisinden daha çok böyle farklı algılanması olgusu yatar.
Karşı görüşlerle eksiltmeye çalışılan değerleri benimseyenler, çabalarını tek doğru ve gerçek budur iddiasına döndürüp ve de iktidarı ele geçirince, kendi ötekisini karalayarak kendini yeniden inşa edip, gücünü etkinleştirmeye kalksa da gerçeği değiştiremiyorlar.
Değişik kodlanmalara karşı değişmeyen gerçeğin doğrularıdır. Bu da tüm karşı girişimlere rağmen hükmünü sürdürür ki buna gerçeğin ta kendisi olarak hakikat de diyoruz.
Atatürk sevgi ve sahiplenilmesi de bu açıdan hakikatin ta kendisidir.
Farklı kodlanmalarla onu eksilemeye kalkanlar da, tersini düşünerek doğruya varıp gerçeği gerçekten anladıkları zaman çoğunlukla eleştirme ve düşünme özgürlüğü argümanına sarılarak konuyu kapamaya yönelirler.
Onlara eleştiri kültürünü ve düşünce özgürlüğünün kaynağını da sağlayan bu düzenin kurulmasına ve ondan yararlanılmasına olanak sağlayan oluşumların nimete dönük bir nankörlükle ele alınması akılsal bir çaba olmamaktadır.
Bu nankörlüğün adına ifade özgürlüğü diyenler, aslında kendi göremedikleri bu paradoksun başkalarınca iyice görülmesini sağlıyorlar.
Ötekisi üzerinden daha da güçlenmeye Atatürk sevgisi en iyi örnek oluyor.
Karalamaya kalkanların zamanın gerçekleriyle örtüşmeyen değerlendirmeleri, sonunda Atatürk gerçeğini gerçekten benimseyenleri arttırıyor.
O artılarıyla gerçeğin ta kendisi olarak daha geniş kitlelerce içselleştiriliyor.
Onun eleştirilecek yanlarını bulmaya çalışarak buralarda oyalanmaktan medet umanlar, Atatürk’ün artılarının gerçekliğine karşısında böyle oyalanarak önemli bir kayıp yaşadıklarını çoğunlukla sonunda anlamış oluyorlar.
Atatürk’ün en önemli yanlarından birini oluşturan entelektüel birikimi ve kendini eleştiriye açan bir fikir adamı olması bu tür tartışmalarla daha iyi algılanabilecek önemli bir gerçekliktir.
Sevgi Özkan
kodlanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kodlanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Kasım 2011 Pazar
20 Şubat 2011 Pazar
ORTAK KODLANMALARIN ORTAK AKLI
Meral Tamer’in Milliyet gazetesindeki (18.02.2011) yazısı digital ve analog saat üzerinden zaman algısını ve sanal kodlanmaların insan ve topluluklar üzerindeki yeni etkisi üzerine düşündürücüydü.
Tunus ve Mısırdan sonra özellikle Kuzey Afrika ülkelerindeki halk ayaklanmalarının, dayandırıldığı pek çok neden yanında iletişim ve bilgi devriminin insanlardaki yeni yansıması gibi yorumlanması da bu gerçeği işaretliyor.
Sosyal olayların tek bir etkenle biçimlenmediği, çok yönlü etken ve birikimlerle oluştuğu sosyolojik gerçeği iyi okumak, gidişatı iyi algılamak için çok yönlü bakış ve düşünmeyi önemli hale getiriyor.
Artık, digital göstergelerin oluşturduğu zaman algısıyla kitlelerin aynı anda ortak bir amaçta birleşip istenmeyeni yıkıcı bir etki göstermesi kaçınılmaz hale geldi denilebilir.
İstenmeyeni yıkan bu ortak aklın gücü, henüz neyin istendiğini aynı ortak dilek üzerinden oluşturup yerine getirmeye de yetiyor mu burası henüz belli değil.
Yani digital kodlanmaların anlık gerçeğe çevirdiği dikkatleri, geleceğe dönük düşünce perspektifine dayalı bir ortak güç haline getirip getirmediği başlı başına bir düşünme ve tartışma konusu.
Tarihsel determinizmi zorlayan ve hızlı değişimlerin tarihi öneminin daha yaşarken algılatan günümüzde, geleceği öngörmekte zorlanan interaktif bir tarih bilinciyle yaşıyoruz.
Etkin güç odaklarının çıkarları doğrultusunda yönlendirilen sosyal oluşumların şu veya bu biçimde yönlendirilemez kitleler yaratmaya başladığı küresel bir kaosun, tüm sosyal düzenlerin vidalarını gevşettiği bir çağa ulaşmış bulunuyoruz.
Dünya uygarlığının ortalama aklının, durumun üstesinden gelebilecek bir gelişmişlik gücüne sahip olup olmadığı da küresel perspektif açısından ayrı bir merak konusu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)