13 Mart 2014 Perşembe


Yönetimin Yanlı Düşünce Yaratma Otoritesi Demokrasileri Yaşatmaz.

 

Düşünen bireyin gördüklerini ifade etme hakkı, demokrasilerin temeli olunca fikir çatışmalarının bir anlamı oluyor. Bu geliştirici bir şey.

Demokratik hakkı kullananı yok edici müdahaleleri, karşı düşünce gibi gösterip demokrasi diye sunmak kabul edilebilecek bir var oluş alanı oluşturamaz. Ona demokrasiyi yok etme düzeninin yapı taşlarını döşemek anlamına gelir.

Yönetimin sahip olduğu güçle görevlendirilmiş karşı görüş yorumuna karşı demogojik duruşları artık birbirinden ayırabilen bir ölçü oluştu. Olan biteni göz göre göre tersine çevirip yorumlama çabaları yandaşlık körlüğünden öte bir de arkadan destekli var olabilme imkanı haline getirilince ortaya çıkan fikir çatışması değil mantıksızlığa karşı mantık savaşı oluyor. Karşısına geçtiklerini gerçekle ilgili olguları Aristo mantığı denilen düz bir mantıkla tersine çevirerek sonuçları kabule zorlayan girişimler, ileri sürülenin karşı görüş olmadığını düşünebilen birey anlar. İnancını ve düşünme yetilerini vekaletle hakim gücün emrine gönüllü verenler, kendilerine karşı oluşan bir ortama yaptıkları katkıyı da anlayamazlar. Bu kadar açık.

Sevgi Özkan

9 Mart 2014 Pazar


İki yanlış bir doğruyu değil, kendilerini götürdü.

 

Yanlış ile doğrunun arasında yapılacak tercih söz konusu olduğunda seçimin doğru olandan yana olduğu bir gerçek. Yanlış tarafta birlikte var olanların dayanışmaları kavgaya dönüşünce suç ortaklarından ikisini de suçlamak gerekir.

Şu anda birini tercih edelim sonra öbürsüne bakalım olamaz.

Yasal sorumluluk ve yetkisini paylaşanla, paylaştığı arasında birinden birini seçerek suçluluk olgusu telafi edilemez. Birbirine güvenerek oluşturdukları yanlışlar ve suçları, hakimiyet kavgası başlayınca birbirlerine atarak suçluluktan kurtulma savaşı yürürken birinden birini desteklemeyi seçmek yanlışların devamından yana oy kullanmak anlamına gelir.

İlk başta yasal sorumlu olanın ortaya dökülen yanlışlarını unutturma çabasına ortak olmak o yanlışların sürmesine oy vermek olacaktır.  Öte yandan legal sorumlunun ortaya çıkan suçları kendi ağzıyla yaptığını itiraf ediyor olması ve bunları suç olarak algılamaması, onun tüm yaptıklarını onaylamak ve suçlarına devam vizesi vermek olmaz mı?

Yine kendi ağzından destek verdiği kayıtlara geçmiş pek çok suçu şu anda diğer tarafın kendisini kandırması şeklinde masumiyet ve suçsuzluk tonlamalı açıklamaları, aslında yöneltilen suçlamaların doğrulanması anlamından başka nasıl yorumlanabilir ki?

Zira: bunca yıldır güçlü yönetim havasıyla kendilerini yere buza koymayanların aslında ne kadar aciz ve güçsüz olduklarını itirafı anlamına gelmez mi?

Veya yönetim dikkatlerinin gerçekten ülke yararına mı yoksa kişisel çıkarlara mı dönük olduğunun açığa çıkması olmaz mı?

Böyle bakınca da hala iktidarı bırakmamak yolunda baskı ve düzenlemeleri demokratik yönetim açısından ne kadar geçerli sayılabilir ki?

Olan biteni anlamamaktan yana oluşan kör taraftarlıkların ötesinde yaşananları analiz edince başka bir mantıki çıkarım yapılabilir mi?

On iki yıldır sergiledikleri yönetim tutumlarında akla takılan pek çok konu, son gelişmelerle tek tek yerine oturdukça gerçekten ne umulmuş, ne oluyormuş ve ne olmuş daha iyi anlaşılıyor. Artık yapılan baskıları başka başlıklar altında okumak mümkün değil.

Önemli olan iki yanlıştan birini doğru saymak değil, iki yanlışın tüm doğruları yok ettiğini kavramak ve demokratik düzeni kaybetmeme iradesini geçerli kılmaktır.

 

Sevgi Özkan

8 Mart 2014 Cumartesi

Üst üste yönetme hakkı kazanarak beraber yürüdük diyenlerin aslında çarpışarak yürüdüğü görülüyordu.
Uzun yıllar tüm yanlışlıklara karşın ne yapıldığı anlaşılmadan mağduriyet kalkanıyla her şeyi kurcaladılar. Tek bir güç görüntüsüyle çoğunluğun tasdik edildiği izlenimi yaratıldı. Ama bir takım siyasal girişimlerde dikkatli gözlerden kaçmayan nokta karşı güçlerle mücadele adında yürütülen operasyonların hep birbirine çelme takıcı bir zamanlamayla gerçekleşmesiydi. Bu aslında görünür yönetimin altında birbiriyle mücadele eden iki ayrı gücün varlığını işaretliyordu. Bir hareketin hemen ardından o hareketi eksileyen başka bir hareket aynı güç gösterisi içinde gerçekleşiyordu. Neydi bu?
Bunun ne olduğu artık daha iyi anlaşılıyor. İçerde birbirleriyle mücadele eden ama dışarıda illegal güçlerle mücadele eden ve tek bir gücün egemenliğindeymiş izlenimi veren bir savaş sürüyordu.
Şimdi her şey açığa çıktı ama şu anda kimse, nereye çarpılarak durulacağını güçler dengesinde kimin kazanacağını bilemiyor. Neyin neye evrileceği henüz anlaşılamıyor.

4 Mart 2014 Salı

İÇERİĞİYLE GOOGLE GİBİ BİR ÇALIŞMA.

 

Kurtuluş Savaşı ve Atatürk dönemini “Atatürk’le Cumhuriyete Doğru Kurtuluş” adıyla okuyucuya sunan önemli bir kitap yayınlandı.

Araştırmacı Sosyolog Abdullah Özkan’ın, geniş araştırma ve bilgi birikimiyle sahip olduğu arşivinden özenle bir araya getirerek gerçekleştirdiği bu çalışma, okura dönemle ilgili toplu bilgi edinme olanağı sağlıyor.

Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluşunu içeren Atatürk dönemini görsel ve yazılı içeriğiyle başlı başına bir Atatürk kütüphanesi değerinde zenginleştirerek önemli olduğu kadar yararlı da olan bir çalışma gerçekleştirmiş.

Bilgi ve belgeye dayalı zengin içeriğiyle toplumumuzun en önemli döneminin doğru kavranması ve tarih bilincinin yükselmesine katkı sağlayarak gelecek nesillere de miras bırakılacak bir kitap.

Anlamsal ve boyutsal büyüklüğüyle ev kütüphanelerinde özel bir köşeyi fazlasıyla hak eden eserde anlatılan dönemi, iki ayrı bölümde farklı belgelerle sunarak bilgiye ulaşım kolaylığı sağlaması, dikkat çekici bir diğer özelliği.

Birinci bölümde yaşanmışlık sırasına göre kronolojik sırayla verilen dönemi, ikinci bölümde de değişik bilgi ve görsel malzemelerle alfabetik sırayla sunarak okuyucunun konuya yaklaşımına uygun arama ve bulma kolaylığı sağlanmış. Bu özelliği ve zengin içeriğiyle bir arama motoru işlevi de gören kitap, çok yönlü belgelerle zenginleşen sunumuyla okuyucunun bu önemli dönemi daha iyi kavramasını sağlıyor.

Abdullah Özkan’ın Osmanlı, Atatürk ve Cumhuriyet dönemine ait tüm eserleri, kitap eleştirmeni Doğan Hızlan’ın başka bir çalışması için yaptığı değerlendirmede kullandığı benzetmeyle Google gibi bir kitap niteliğinde.

Ayrıca kitaplaştırdığı konuları, sosyolog vizyonuyla dönemin ruhunu da yansıtan çok yönlü belgelerle okuyucuya sunması, toplumdan aldıklarını topluma yansıtan üretici aydın karakterini de işaretliyor.

 
Sevgi Özkan

 

 

 


1 Mart 2014 Cumartesi


Kurallara uymayanlar toplumunda “Demokrasi”nin düzeyi ne kadar yükseltilebilir ki?                     

 

Kurala uymamanın çoğunluk tarafından yaşam kuralı haline getirildiği toplumda demokrasinin sürdürülmesi de zorlaşıyor. Zira demokrasi birinin hakkını ötekine karşı koruyarak bir arada yaşamayı sağlayan kurallar bütünüdür.

Bireysel hakların çiğnenmeden birlikte yaşamayı sağlayan demokratik normlar da, uyulması gereken kuralların içselleştirilmesiyle oluşan davranış biçimlerini yansıtır.

Kurallara uymama ve kendi hak hukukunu kendi tayin etme davranışlarının en önemli rol örneğini ülkenin yönetim kadrosu oluşturacağından onların kurallara uymaları toplumun genel ahlakını etkileyen örnekler olarak çok önemlidir. Yönetim krizi oluştuğunda,

Yönetimi ellerinde tutanlar, ülkenin çıkarlarından önce kendilerini korumak için kendine bağlı güçler oluşturduklarında kurallar bozulacağı için o yönetimlerin sonunu da çoğunlukla bu aşırı yetkilendirilmiş güçlerin kural dinlemeyen inisiyatifleri getirir.

Genellikle kendilerine ait güvenlik barajlarının kendi üstlerine yıkılmasıyla sonlanan bu yönetim eğilimi diktatörler oluşturmakla kalmaz oluşturulan diktatörün yok edilmesiyle sonlanır.

Devletin gücünü oluşturan yasama, yürütme, yargı gibi kuvvetler ayrılığı, ülkenin ve toplumun varlığının korunmasını sağlamak için  oluşturulduğu için, hepsini tek bir gücün elinde toplamak da, demokratik topluma veda etmek anlamına gelir.

Sığ düşüncelerin sığ ifadesinden oluşan sığ algıların sığ ortak akılları demokrasi, özgürlük, hak hukuk kültürünü de sığ düzeyde yaşatarak demokrasinin gelişmesini önler.
Sevgi Özkan

 

 

27 Şubat 2014 Perşembe

Artık Çok İyi Anlamalılar.

Bu ülkenin insanları, dini yaşamak özgürlüğü diye dini siyasete alet etmek veya edilmesinde sakınca görmemenin nelere mal olduğunu artık çok iyi anlamalıdırlar. Birbirlerine alnı secdeye değiyor ölçüsüyle yaklaşıp da birbirleriyle beklenmedik çatışmaları yaşayanların artık kendi öz eleştirilerini yapma zamanı geldi. Laiklik kavramını dinsizlik diye algılayıp dindarlık adıyla yapılanların ne olduğu çok iyi görülüyor.

Bunu hem inandıkları dini hem de ülkeyi korumak adına yapmalıdırlar.

Artık dini argümanlar üzerinden siyaset yapanların birbirlerini bile kandıramayacakları bir yere gelindi. Bunun inde birini veya ötekini değil bunu yapmayanı seçmek gerekiyor.

Gerisi zaten baskıcı bir din devleti kurmak olur ki bu Taliban denemeleriyle bile yaşatılamıyor.

Artık dünya azgelişmiş veya çok gelişmiş demokrasilerle küresel demokrasi çağının egemenliğiyle var olunacak bir döneme gelindi. Gerisi bu çağda yaşayamayacak veya  yaşatılmaz da.
Sevgi Özkan

22 Şubat 2014 Cumartesi


Hemşehirlilikten, Herşehirliliğe Ülke ve Dünya Vatandaşlığı

 

 
Günümüzde demokrasi algısının gelişmesine yol açan etkenlerin başında küresel iletişim olanakları gelse de demokrasi ve demokratlık kavramının yeni nesillerce içselleştirilmesi gittikçe zorlaşıyor.
En önemli etken, her alanda şiddet ve demokratik hakların ihlalini yeni nesillere örnekleyen rol modellerinin artması.
 
Günden güne küresel köye dönen dünyada insanlar ve ülkeler, bilişim teknolojisindeki hızlı gelişmelerin etkileşimlerine maruz kalıyorlar.

Ülkelerin kültürel ekonomik ve siyasi gelişmeleri o ülke kadar tüm dünyanın dikkat alınana giren bir küresel etkileşim oluşturuyor.

Küresel iletişim döngüsüne ait etkileşimlerin özgür olması küresel demokrasinin gelişimini de yönlendiriyor.

Kültürel aidiyetlerin yarattığı paradigmal farklılıkların etkileşimi yerel ve evrensel potada yeniden biçimlenen ortak bir demokrasi algısının oluşması ve benimsenmesine yol açıyor. Yerel kültürel kodlanmaların aşılımını ve gelişimini sağlayan temel insanlık ilkeleri özgürlük, laiklik ve sosyal adaletin en uygun paylaşım alanı olabilen demokratik yönetimlerin de küresel çapta oluşması gerekiyor.

Bir toplumun veya bölgenin demokrasiyi yaşatabilmesi için küresel demokrasiye daha çok gereksinim olacağı iyice anlaşılmaya başladı.

Demokrasinin kavramsallaşması için zihinsel alt yapıların kazanılmasında küresel etkileşimle genişleyen vizyonların önemi artıyor.

Bu nedenle gittikçe gezegen ahalisi aidiyeti içinde kavranacak dünya vatandaşlığı, küresel demokrasiyi içselleştirmiş dünyalılarla gerçekleşecektir.

Bu kavramı her toplum kendi yapısallığına uygun yöntemlerle deneme yanılma uygulamalarıyla demokrasi bilincini yükseltecek girişim ve mücadeleleri sürdürerek küresel demokrasinin yerleşmesini, kendi varlığının yaşamsal şartı haline de getirecektir.

Yasak mantığının, demokrasi diye demokrasiyi yok edecek girişimler olarak değil, demokratik normları kollayıcı düzenlemeler olarak yaşama geçirilmesi, bireyler ve ülkelerin ortak demokrasi bilincinin yükselmesiyle mümkün olacak.

Sevgi Özkan