KOYUN OLMAYALIM, OLACAKSAK KEÇİ OLALIM
Bilindiği gibi, "koyun", itaatle özdeşleşen bir pasifliği çağrıştırır. Tıpkı keçinin inatla özdeşleşerek özgürlüğü çağrıştırması gibi
O nedenle, insanların ortalama davranış karakteristikleri de, koyun gibi olanlarla, keçi gibi olanlar, farklı imajlar yaratır.
Koyun gibi olanlar, genellikle sürü güdüsüyle davranır, biri bir yerden atlayınca hepsi atlar.
Keçi ise başına buyruk olup, alıp başını gider, olmadık tepelere tırmanır ve bunun bedelini de gerekirse tek başına öder.
Oraya nasıl çıktığına hayret ettirecek dağ yamacında otlayan bir keçi gibi yamaçlarda tek başına bir koyuna rastlamak pek mümkün değildir.
Zira koyun başını alıp gitmeye kalkmadan, sürüye boyun eğerken, keçi sürüyü de çobanı da takmadan kendi bildiğini yapmaya kalkandır..
İnsanların koyunluk ve keçilik sıfatları da davranış biçimlerini yansıtır.
Ya koyun olup her hangi bir seçim yapmadan buyuranın ardından gidecek veya keçi olup özgürlüğü seçecektir.
Seçim sizin elinizde.
SEVGİ ÖZKAN
25 Ekim 2015 Pazar
12 Ekim 2015 Pazartesi
YAPABİLİRİZ.
Bu kadar insanın ölümünden doğan acının yanında bu yitirdiğimiz yurttaşlarımızın öldükleriyle kalmamalarını sağlamanın görevimiz olduğunu da iyi kavramak gerek.
Ülkemizin puslu tuzaklı Ortadoğu kültürüne saplanmasını önleyen ortak davranışlarda bulunmak, bu yönde çaba sarf etmek kaçınılmaz bir görev.
Umut ise şu anda gıptayla baktığımız bizi örnekleyerek bizden ileri giden TUNUS gibi ülkelerin yapabildiklerini iyi anlamakta.
Bundan manevi dayanışma desteği almak çok önemli
Tunus'ta"Ulusal Dıyalog Dörtlüsü" adıyla dört farklı partinin bir anlaşma zemini sağladıkları siyasi pratik için NOBEL Barış ödülü almaları, şu acı ve karanlık günlerde Kimya ödülü alan bir yurttaşımız Aziz Sancar'dan sonra umut ve sevinç veren ikinci haber.
Biz de, kuruluşundan bu yana gelişmekte olan ülkelere çeşitli yönleriyle rol modeli olan Demokratik, Laik Cumhuriyetimizin nimetlerinden yararlanarak onu yaşatmaya çalışanlara karşı yıkmayı misyon edinenlerin politik baskı sarmalından demokratik düzen içinde kurtulmayı sağlayan bir mücadele yürütebiliriz.
Yoksa iç savaş ve kaos ortamında ne demokrasi yaşatılabilir ne de cumhuriyet.
Kılıçdaroğlu'nun samimi ve ağırbaşlı ve de diyalog sağlayıcı tavrı ve moderatörlüğü bu anlamda değerlendirilmesi gereken çok önemli bir fırsat.
Cumhuriyetimiz kurulduktan sonra Atatürk'ü örnek alan liderleri Burgiba'yla, sağlam temellerde gelişmeye başlayan, pek çok savaşım ve son olarak Arap Baharıyla demokrasiden ayrılmamayı sağlayıp görece daha başarılı bir yere gelen ve NOBEL Barış Ödülünü almayı sağlayan TUNUS'un siyasi pratikleri bize de umut ve örnek olmalı.
Bunu dilemek kendimizden ne kadar eksilendiğimizi göstermez.
Tersine aklımızı başımıza toplamamızı sağlayan bir işaret olarak değerlendirilebilir.
EVET daha önce de yaptığımız gibi tekrar yapabilir, Cumhuriyetle atılan sağlam zemine ancak demokrasi içinde dönerek kurtulabiliriz.
Yapabiliriz.
Sevgi Özkan
17 Eylül 2015 Perşembe
“TARAFSIZ”LIK, TARAFSIZLIĞI.
Pek çok toplumsal sorun alanlarında yaşadıklarımızın özü, hatalı mantıkla yorumlanan kavramların yanlış sonuçlar üretmesinden kaynaklanıyor denebilir.Bunun bazıları kasıtlı bazıları anlama ve demokratlık algısının niteliğiyle de ilgili olabilir.
“Tarafsızlık”, birbiriyle çatışmalı iki taraftan birini
tutmak yerine hiçbir tarafı tutmamak anlamındadır.
Aslında bu daha çok nötr olmak yani hiç bir tarafı seçmemek anlamında
kullanılır.
Ama tarafsızlıkla amaçlanan şey o kişinin kendi seçimine karşın tarafsız
davranması ise, orada toplumsal bir temsil söz konusu demektir ve bu da kendi fikir ve duygularına karşın her görüş ve duyguya eşit uzaklıkta yani tarafsızca
yaklaşma gerekliliğini yerine getirmek anlamındadır.
Toplumların yönetim sorumlularının tarafsızlığı ise kendi
taraftarlığını yönetim işine karıştırmama adaletini sağlama sorumluluğu anlamındadır.
Mesela devlet başkanı olarak Cumhurbaşkanının anayasal olarak tanımlanmış görevinin
TARAFSIZLIĞI, partiler üstü bir tutumla tüm yurttaşlara kendi taraftarlığının
dışında eşit mesafede durmak ve eşit hakların işlemesini sağlamak olarak nitelendirilir.
Kendisini halkın seçmesi, bu gerekçeyi kabul ettiğini
göstermesi açısından daha da önemlidir.
Böyle olmadığı itirazlarına gerekçe olarak ileri sürülen:“ne yapsın
kendi geldiği veya kurduğu partiye karşı tarafsız olamaz”demek, tarafsızlığın bu
biçimde algılanmasını doğruymuş gibi savunmak anlamına gelir ki: bunun doğru olmadığı, kavramın kendisine ters düşmesi ve yasaların böyle olmadığından bellidir.
Mevcut anayasa hükümleri ve makamın varoluş amacı, tüm
yurttaşlara eşit mesafede durabilmeyi vaat ettiren yeminlerle sağlanırken, edilen
bu yeminler boşuna değilse, TARAFSIZLIK yerine getirilmesi gereken kutsal bir vaatse, bu argüman geçerli olamaz.
Zaten, bu makamın cezai dokunulmazlığı da, bu “tarafsızlık” şartının kabulüne
bağlı olarak anlam kazanıyor.
Sevgi
Sevgi
10 Eylül 2015 Perşembe
"NEDENSELLİK"Zincirinin temel Sorumlu Halkaları.
“İnsanlık”, insana dair süre gelen değişim ve gelişimlerin
en sorumlu halkasına yüklenen bir anlam.
Ortaya çıkan her şey, birbirinden doğan nedenlerin sonuçlarının
toplamı dersek, bu zincirlerin ana sorumluluk halkaları, sonucu belirleyici
olmaları yönünden önemli.
İnsan hakları, çocuk hakları, hayvan hakları gibi küresel
insani haklar açısından sorumlu devlet yönetimleri nedensellik zincirinin gelişiminde önemli bir halka.
Ekonomik veya siyasal rantların peşinde yurttaşlarının
yaşama, eğitim, sağlık vs gibi doğuştan kazanılmış haklarını gözden çıkaran
yönetim sorumluları, en büyük sorumsuz halkayı oluşturuyor.
Şu an tüm dünyada doğasal, iklimsel, siyasal çatışma,
işsizlik ve çeşitli nedenlerle evlerinden yurtlarından olan insanların,
yığınlar halinde göçer hale gelmesi başta yerleşik düzenler olmak üzere tüm
toplumları maddi manevi etkilemekte.
Coğrafi keşifler ve Sömürgecilik döneminin birikimleri
üzerine kurulan medeni dünyanın yarattığı gelişmişlikten artık sadece o
dünyanın insanları değil her dünyalı payını almak istiyor. Sanki tersine bir
coğrafi keşif kalkışması söz konusu. Küreselleşme olgusuyla koskoca bir köye
dönen gezegenin ahalisinin yaşamsal problemleri lokal etkilerin dışında her yeri ve
toplumları etkiliyor.
Artık hiçbir gelişmişlik kendi sınırlarını çevirip rahat ve
ulaşılmaz alanlar yaratma özgürlüğüne sahip değil.
Gezegen ahalisi ayaklandı bir kere. Bilişim teknolojisindeki
gelişimle sanal üzerinden her şeyi simüle eden dünyalılar, gerçeğin kendisine
ulaşmayı ve orada var olmayı diliyor.
Bu yurtsuzluk durumu, genel paylaşımdan kendine düşenle
yetinmeye baş kaldıran ve zaten yaşadığı şartlarda varlığını sürdürme olanağı
ortadan kalkan insanların, her engele rağmen özlemini çektiği o medeni dünyaya
ulaşma isteğini hiçbir devlet veya devletler birlikteliği veya kurumları
önleyemiyor.
Sonuç bu dünya tüm kültürlerin birbiriyle bir arada
yaşamasını demokratik olarak sağlayacak bir küresel düzene kavuşmadan bu yersiz
yurtsuz devinim artarak sürecek.
Şimdilik vicdanları bu tür bölüşümlere zorlayan masum bebek
cesetleri, küresel bir duyarlılık yaratıyor.
Sayıları arttıkça duyarsızlığa da dönüşebilen bu insani
dramları, sadece duygusal tepkiler veren değil, ancak akılsal çözümlere
zorlayan bir gelişmiş insanlık bilinci kurtarabilir.
Sevgi Özkan
2 Eylül 2015 Çarşamba
SORUN NEREDE?
Bütünsel bakışla, ipin ucunu yakalamak için yapılan "Sorun nerede?"arayışları, çoğu kez, genel beğeniye dayalı ürkütücü bir cahillik onayıyla oluşan bir tabloya ulaşıyor.
Oyunu kuralına göre oynamaya ve demokrasi kültürü açısından bakınca bu yatkınlıkta olanların genelin yüzde 25'ini oluşturan bir toplumsal düzende, sorunun partiler kadar bu nitelikte seçmenin sayısal yetersizliğinden kaynaklandığı izlenimi oluşuyor.
Bunun altında toplumsal yönden insani gelişmişlik algı ve anlayışındaki gelişmemişlik gerçeğinin yattığını düşünmek mümkün.
Zira, sorun, özünde düşünsel yönden gelişmiş aklın yaşam pratikleriyle ilişkisinde ortaya çıkan pasiflik yani antidinamizmle ilgili.
Sadece teknik yönden gelişmiş insan zihni, yine teknik gelişimin ürünü akıllı aletlere eklemlenerek görece ileri bir yaşam düzeyi oluştursa da, ardında gelişmiş düşünsellik yoksa, bireysel ve toplumsal bir insani gelişme sağlanamıyor.
Akıllı aletlerle sağlanan beceri takviyeli yaşam pratiğinin yarattığı toplumsal ortam, tüm yaşamı kavratacak gelişimi sağlamadığı sürece, toplumsal gelişmenin ortalaması yükselmiyor.
Düşünsel gelişmişliğe ait hukuk ve demokrasi duyarlılığı yönünden eğitilmemiş birey ve toplumların gelişmişlik ortalaması yükselmedikçe, sadece akıllı aletlere monte yaşamlar, yaşanacak bir düzen yaratmaktan çok, kaos kültürüne mahkum gerçek anlamda düşüncesi eğitilmemiş insan yığınları oluşturuyor.
En ileri teknikli telefon ve arabaların içinde trafik kaosu ve baskıcı insani ilişkilere mahkum olanların gelişmişlik hüsranları, önemli bir yaşamsal çelişki gerçeği.
Toplumsal duyarlılığı bireysel çıkar ve gelişmemişlik seviyesinden ileriye evrilmeyen ve en ileri hedefi amacı dışına taşmış bir dini eğitim gibi algılayanlarla yönetilen toplumların yeni nesillerle biçimlenen geleceği de toplumu bu seviyeye mahkum ediyor.
Çünkü bu toplumda, düşünsel gelişmişliğin yüzde 25'lik oyuyla maalesef iktidarlı yönetim sağlanamıyor. Zira konuşma ve düşün dili çok farklı.
Yaşanan ortamı geliştirmek yerine geren ve allak bullak yönetimden sorumlular dururken muhalefete kusur bulmakla yetinen ve bunu demokratlık ve aydın olma gereği sanan bireyler
ilk kusuru kendi algı ve tutumlarında aramalılar. İpin ucu burada olabilir.
Sevgi Özkan
Bütünsel bakışla, ipin ucunu yakalamak için yapılan "Sorun nerede?"arayışları, çoğu kez, genel beğeniye dayalı ürkütücü bir cahillik onayıyla oluşan bir tabloya ulaşıyor.
Oyunu kuralına göre oynamaya ve demokrasi kültürü açısından bakınca bu yatkınlıkta olanların genelin yüzde 25'ini oluşturan bir toplumsal düzende, sorunun partiler kadar bu nitelikte seçmenin sayısal yetersizliğinden kaynaklandığı izlenimi oluşuyor.
Bunun altında toplumsal yönden insani gelişmişlik algı ve anlayışındaki gelişmemişlik gerçeğinin yattığını düşünmek mümkün.
Zira, sorun, özünde düşünsel yönden gelişmiş aklın yaşam pratikleriyle ilişkisinde ortaya çıkan pasiflik yani antidinamizmle ilgili.
Sadece teknik yönden gelişmiş insan zihni, yine teknik gelişimin ürünü akıllı aletlere eklemlenerek görece ileri bir yaşam düzeyi oluştursa da, ardında gelişmiş düşünsellik yoksa, bireysel ve toplumsal bir insani gelişme sağlanamıyor.
Akıllı aletlerle sağlanan beceri takviyeli yaşam pratiğinin yarattığı toplumsal ortam, tüm yaşamı kavratacak gelişimi sağlamadığı sürece, toplumsal gelişmenin ortalaması yükselmiyor.
Düşünsel gelişmişliğe ait hukuk ve demokrasi duyarlılığı yönünden eğitilmemiş birey ve toplumların gelişmişlik ortalaması yükselmedikçe, sadece akıllı aletlere monte yaşamlar, yaşanacak bir düzen yaratmaktan çok, kaos kültürüne mahkum gerçek anlamda düşüncesi eğitilmemiş insan yığınları oluşturuyor.
En ileri teknikli telefon ve arabaların içinde trafik kaosu ve baskıcı insani ilişkilere mahkum olanların gelişmişlik hüsranları, önemli bir yaşamsal çelişki gerçeği.
Toplumsal duyarlılığı bireysel çıkar ve gelişmemişlik seviyesinden ileriye evrilmeyen ve en ileri hedefi amacı dışına taşmış bir dini eğitim gibi algılayanlarla yönetilen toplumların yeni nesillerle biçimlenen geleceği de toplumu bu seviyeye mahkum ediyor.
Çünkü bu toplumda, düşünsel gelişmişliğin yüzde 25'lik oyuyla maalesef iktidarlı yönetim sağlanamıyor. Zira konuşma ve düşün dili çok farklı.
Yaşanan ortamı geliştirmek yerine geren ve allak bullak yönetimden sorumlular dururken muhalefete kusur bulmakla yetinen ve bunu demokratlık ve aydın olma gereği sanan bireyler
ilk kusuru kendi algı ve tutumlarında aramalılar. İpin ucu burada olabilir.
Sevgi Özkan
18 Ağustos 2015 Salı
Yaşlılık algısında değişen en önemli etken, "zaman"ı algılama biçimi.
Yaşamdan çıkış öncesi son mola olan yaşlılık genellikle organizmadaki ağırlaşmayı pekiştiren bir yorgunluğu giderme süresi gibi algılanıyor
"Bu yaştan sonra", "Artık unumu eledim eleği duvara astım"gibi ifadelendirilen yaşlılık dönemi yorumları, insanların yaşlılığı algılama biçimlerinin de özeti gibi.
Yaşlılık eylemsizliğini, geçmişte yaşayarak telafi eden bedenler, hareketsizliği tercih ederek zaman algısının saatten bağımsız işlemesine yol açabilir.
Yapılacak ciddi bir işin veya peşinden gidilecek ciddi bir amacın olmaması günlük saat algısını da "zamansız"laştırınca, geçmişte yapılanlarla oyalanmayı arttıran pasiflik, insanların sığındıkları bir mazeret kılıfına dönüşüyor.
Oysa insanlar her gün yeni olarak dünyaya baksalar, Yeni "bir şey" için harekete geçiyor olsalar, mesela hiç yaşamadıkları şeyleri merak edip ona ulaşma yollarını arasalar, organizmanın pasifliğini de dinamize edebilirler.
Zira yeni bir şey öğrenmeyi, bu saatten sonra ne yapacağım diye kenara itince dünyayı kısır bir algıyla soluyarak yaşlanmayı arttırırlar.
Unutulmamalı ki insanlar yaşamadıkları her şey için genç, yaşadıkları her şey için yaşlıdırlar. Hatta yaşadıkları heyecanları anlatırken gençleşir bitince eski hallerine dönerler. Bu da yaşlılığın beyinden gelen komutlarla pekiştiğinin işaretidir.
Ömür boyu öğrenme merakını koruyan ve bu doğrultuda çabalayanlar için dünya her zaman ilginç . ve yaşama amacı oluşturucudur..
Aslında yaşlılarla gençler arasındaki temel fark aynı dünyayı yaşlılarla gençlerin algılama farkından ileri gelir.
Bu da, yaşlıların, devamlı değişmekte olan dünyayı eski gibi algılarken, gençlerin yeni gibi algılamalarından oluşan bir farktır. Oysa "Dünya" aynı dünyadır
Bu değişmez algısal çelişkiyi kavrayan insan, yaşam amacı meraka bağlanmış genç bir insana dönüşür.
Peki eskiyen organizmanın başa açtığı dertler ne olacak sorusuna da bilimsel ilerlemeler, insanlara yeni olanaklar sundukça restore edilmiş beyin ve kafalarıyla yaşsız yaşayan insanlar dünyası oluşabilir.
Fantezi deyip geçenler insanlık serüveninin fanteziler üzerinden ilerlediğini hatırlamalılar.
Siz kendinizi canlı ve yaşsız duyarsanız yaşa bağlı engellerinizi de daha kolay aşma gücüne kavuşabilirsiniz.
Sevgi Özkan
Yaşamdan çıkış öncesi son mola olan yaşlılık genellikle organizmadaki ağırlaşmayı pekiştiren bir yorgunluğu giderme süresi gibi algılanıyor
"Bu yaştan sonra", "Artık unumu eledim eleği duvara astım"gibi ifadelendirilen yaşlılık dönemi yorumları, insanların yaşlılığı algılama biçimlerinin de özeti gibi.
Yaşlılık eylemsizliğini, geçmişte yaşayarak telafi eden bedenler, hareketsizliği tercih ederek zaman algısının saatten bağımsız işlemesine yol açabilir.
Yapılacak ciddi bir işin veya peşinden gidilecek ciddi bir amacın olmaması günlük saat algısını da "zamansız"laştırınca, geçmişte yapılanlarla oyalanmayı arttıran pasiflik, insanların sığındıkları bir mazeret kılıfına dönüşüyor.
Oysa insanlar her gün yeni olarak dünyaya baksalar, Yeni "bir şey" için harekete geçiyor olsalar, mesela hiç yaşamadıkları şeyleri merak edip ona ulaşma yollarını arasalar, organizmanın pasifliğini de dinamize edebilirler.
Zira yeni bir şey öğrenmeyi, bu saatten sonra ne yapacağım diye kenara itince dünyayı kısır bir algıyla soluyarak yaşlanmayı arttırırlar.
Unutulmamalı ki insanlar yaşamadıkları her şey için genç, yaşadıkları her şey için yaşlıdırlar. Hatta yaşadıkları heyecanları anlatırken gençleşir bitince eski hallerine dönerler. Bu da yaşlılığın beyinden gelen komutlarla pekiştiğinin işaretidir.
Ömür boyu öğrenme merakını koruyan ve bu doğrultuda çabalayanlar için dünya her zaman ilginç . ve yaşama amacı oluşturucudur..
Aslında yaşlılarla gençler arasındaki temel fark aynı dünyayı yaşlılarla gençlerin algılama farkından ileri gelir.
Bu da, yaşlıların, devamlı değişmekte olan dünyayı eski gibi algılarken, gençlerin yeni gibi algılamalarından oluşan bir farktır. Oysa "Dünya" aynı dünyadır
Bu değişmez algısal çelişkiyi kavrayan insan, yaşam amacı meraka bağlanmış genç bir insana dönüşür.
Peki eskiyen organizmanın başa açtığı dertler ne olacak sorusuna da bilimsel ilerlemeler, insanlara yeni olanaklar sundukça restore edilmiş beyin ve kafalarıyla yaşsız yaşayan insanlar dünyası oluşabilir.
Fantezi deyip geçenler insanlık serüveninin fanteziler üzerinden ilerlediğini hatırlamalılar.
Siz kendinizi canlı ve yaşsız duyarsanız yaşa bağlı engellerinizi de daha kolay aşma gücüne kavuşabilirsiniz.
Sevgi Özkan
6 Ağustos 2015 Perşembe
Yakın MI?
İnsan aklının ürünü yapay zeka geliştikçe insan aklı
geriliyor.
Son yapılan araştırmalara göre insan zekasının IQ su
gerilediği saptanmış.
Yapay zeka ve otomasyon destekli yaşamların devamlı kaza üreten bir ortak akıl oluşturduğunu her gün çeşitli alanlarda da görmekteyiz zaten..
İnsanlar artık akıllı aletlere monte olmuş gibi yaşıyor. Onun
komutlarıyla hareket ediyor ve oyalanıyor.
Düşünme yeteneğini de bu aletlere
devretmiş gibi.
O, sadece bu aletleri kullanmayı(!)düşünüyor Aslında ise aletler insanları kullanıyor.
Neredeyse yaşamların bağlandığı birer destek ünitesine dönen
yapay zekaların yönlendirdiği bir dünyada artık nasıl yaşanacak sorunu zihinleri meşgul etmeye başladı
Tek boyutlu düşünmeye kodlanmış, bütüncül düşünemeyen insan
türünün aklı artık yeterince gelişemiyor.
Birbirine bağlı nedenselliklerin toplamından oluşan
çok yönlü olguların oluşturduğu yaşamı tam anlamıyla kavramayan bu akıl, günden güne kodladığı
akıllı aletlerin güdümlediği dünyanın dışında kalmaya başlıyor.
Gelişen tek şey, bu yapay zekaların yönetmeye başladığı dünyada
nasıl var olacağım korku ve endişesi.
Sanal sosyallik gerçek sosyal yaşamın sağladığı insani
gelişmeleri telafi etmekten uzaklaştıkça, herkes kendi galaksisine kapanıyor.
Günden güne gelişen görüntüleme teknikleriyle eskiye göre
tüm fonksiyonları izlenen insan bedeni ve beyninin bu yeni yaşam için nasıl
eğitileceği günden güne önemli konulardan biri haline geliyor.
Robotlara ahlak öğretiminin gündemde olduğu ve katil
robotların nasıl bir soruna dönüşeceği, ilgili bilim adamları için bugünün en önemli konuları arasında
sayılıyor.
Bizim gibi gelişmekte olan toplumlarda içinde yoğrulduğumuz
toplum ve ülke problemleri, bu gelişmeleri ütopik ve uzak bir zaman dilimine
ait gibi düşündürtse de sorun, insan varlığının devamı açısından hafife alınacak gibi değil..
İnsanların, birbirine laf anlatamadığı bir dünyada, laf anlamayan robotlarla nasıl bir yaşama maruz kalınacağı tahmin etmek zor değil.
Şu anda en büyük umut, birbirini doğru anlamaya
programlanmış robotların pek çok şeyi düzelteceği umudu. Bunlara uygun kodlanmış
bir insan beynine ulaşılırsa belki, insanların algı ve zihninin bir
üst dereceye yükselerek bugünkü işleyişinden kurtulması mümkün olabilir.
Günümüz insan aklının doğurduğu sorunların çok ilkel kalacağı dönem ne kadar
yakın, şu anda bu da önemli bir sorun.
Yakın mıdır acaba?Bilmiyorum ama umut ediyorum.
Sevgi Özkan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)