10 Eylül 2015 Perşembe

"NEDENSELLİK"Zincirinin temel Sorumlu Halkaları.
“İnsanlık”, insana dair süre gelen değişim ve gelişimlerin en sorumlu halkasına yüklenen bir anlam.
Ortaya çıkan her şey, birbirinden doğan nedenlerin sonuçlarının toplamı dersek, bu zincirlerin ana sorumluluk halkaları, sonucu belirleyici olmaları yönünden önemli.
İnsan hakları, çocuk hakları, hayvan hakları gibi küresel insani haklar açısından sorumlu devlet yönetimleri nedensellik zincirinin gelişiminde önemli bir halka.
Ekonomik veya siyasal rantların peşinde yurttaşlarının yaşama, eğitim, sağlık vs gibi doğuştan kazanılmış haklarını gözden çıkaran yönetim sorumluları, en büyük sorumsuz halkayı oluşturuyor.
Şu an tüm dünyada doğasal, iklimsel, siyasal çatışma, işsizlik ve çeşitli nedenlerle evlerinden yurtlarından olan insanların, yığınlar halinde göçer hale gelmesi başta yerleşik düzenler olmak üzere tüm toplumları maddi manevi etkilemekte.
Coğrafi keşifler ve Sömürgecilik döneminin birikimleri üzerine kurulan medeni dünyanın yarattığı gelişmişlikten artık sadece o dünyanın insanları değil her dünyalı payını almak istiyor. Sanki tersine bir coğrafi keşif kalkışması söz konusu. Küreselleşme olgusuyla koskoca bir köye dönen gezegenin ahalisinin yaşamsal problemleri lokal etkilerin dışında her yeri ve toplumları etkiliyor.
Artık hiçbir gelişmişlik kendi sınırlarını çevirip rahat ve ulaşılmaz alanlar yaratma özgürlüğüne sahip değil.
Gezegen ahalisi ayaklandı bir kere. Bilişim teknolojisindeki gelişimle sanal üzerinden her şeyi simüle eden dünyalılar, gerçeğin kendisine ulaşmayı ve orada var olmayı diliyor.
Bu yurtsuzluk durumu, genel paylaşımdan kendine düşenle yetinmeye baş kaldıran ve zaten yaşadığı şartlarda varlığını sürdürme olanağı ortadan kalkan insanların, her engele rağmen özlemini çektiği o medeni dünyaya ulaşma isteğini hiçbir devlet veya devletler birlikteliği veya kurumları önleyemiyor.
Sonuç bu dünya tüm kültürlerin birbiriyle bir arada yaşamasını demokratik olarak sağlayacak bir küresel düzene kavuşmadan bu yersiz yurtsuz devinim artarak sürecek.
Şimdilik vicdanları bu tür bölüşümlere zorlayan masum bebek cesetleri, küresel bir duyarlılık yaratıyor.
Sayıları arttıkça duyarsızlığa da dönüşebilen bu insani dramları, sadece duygusal tepkiler veren değil, ancak akılsal çözümlere zorlayan bir gelişmiş insanlık bilinci kurtarabilir.
Sevgi Özkan


2 Eylül 2015 Çarşamba

SORUN NEREDE?

Bütünsel bakışla, ipin ucunu yakalamak için yapılan "Sorun nerede?"arayışları, çoğu kez, genel beğeniye dayalı ürkütücü bir cahillik onayıyla oluşan bir tabloya ulaşıyor.
Oyunu kuralına göre oynamaya ve demokrasi kültürü açısından bakınca bu yatkınlıkta olanların genelin yüzde 25'ini oluşturan bir toplumsal düzende, sorunun partiler kadar bu nitelikte seçmenin sayısal yetersizliğinden kaynaklandığı izlenimi oluşuyor.
Bunun altında toplumsal yönden insani gelişmişlik algı ve anlayışındaki gelişmemişlik gerçeğinin yattığını düşünmek mümkün. 
Zira, sorun, özünde düşünsel yönden gelişmiş aklın yaşam pratikleriyle ilişkisinde ortaya çıkan pasiflik yani antidinamizmle ilgili.
Sadece teknik yönden gelişmiş insan zihni, yine teknik gelişimin ürünü akıllı aletlere eklemlenerek görece ileri bir yaşam düzeyi oluştursa da, ardında gelişmiş düşünsellik yoksa, bireysel ve toplumsal bir insani gelişme sağlanamıyor.
Akıllı aletlerle sağlanan beceri takviyeli yaşam pratiğinin yarattığı toplumsal ortam, tüm yaşamı kavratacak gelişimi sağlamadığı sürece, toplumsal gelişmenin ortalaması yükselmiyor.
Düşünsel gelişmişliğe ait hukuk ve demokrasi duyarlılığı yönünden eğitilmemiş birey ve toplumların gelişmişlik ortalaması yükselmedikçe, sadece akıllı aletlere monte yaşamlar, yaşanacak bir düzen yaratmaktan çok, kaos kültürüne mahkum gerçek anlamda düşüncesi eğitilmemiş insan yığınları oluşturuyor.
En ileri teknikli telefon ve arabaların içinde trafik kaosu ve baskıcı insani ilişkilere mahkum olanların gelişmişlik hüsranları, önemli bir yaşamsal çelişki gerçeği.
Toplumsal duyarlılığı bireysel çıkar ve gelişmemişlik seviyesinden ileriye evrilmeyen ve en ileri hedefi amacı dışına taşmış bir dini eğitim gibi algılayanlarla yönetilen toplumların yeni nesillerle biçimlenen geleceği de toplumu bu seviyeye mahkum ediyor. 
Çünkü bu toplumda, düşünsel gelişmişliğin yüzde 25'lik oyuyla maalesef iktidarlı yönetim sağlanamıyor. Zira konuşma ve düşün dili çok farklı. 
Yaşanan ortamı geliştirmek yerine geren ve allak bullak yönetimden sorumlular dururken muhalefete kusur bulmakla yetinen ve bunu demokratlık ve aydın olma gereği sanan bireyler 
ilk kusuru kendi algı ve tutumlarında aramalılar. İpin ucu burada olabilir. 

Sevgi Özkan

18 Ağustos 2015 Salı

Yaşlılık algısında değişen en önemli etken, "zaman"ı algılama biçimi.
Yaşamdan çıkış öncesi son mola olan yaşlılık genellikle organizmadaki ağırlaşmayı pekiştiren bir yorgunluğu giderme süresi gibi algılanıyor
"Bu yaştan sonra", "Artık unumu eledim eleği duvara astım"gibi ifadelendirilen yaşlılık dönemi yorumları, insanların yaşlılığı algılama biçimlerinin de özeti gibi.
Yaşlılık eylemsizliğini, geçmişte yaşayarak telafi eden bedenler, hareketsizliği tercih ederek zaman algısının saatten bağımsız işlemesine yol açabilir.
Yapılacak ciddi bir işin veya peşinden gidilecek ciddi bir amacın olmaması günlük saat algısını da "zamansız"laştırınca, geçmişte yapılanlarla oyalanmayı arttıran pasiflik, insanların sığındıkları bir mazeret kılıfına dönüşüyor.
Oysa insanlar her gün yeni olarak dünyaya baksalar, Yeni "bir şey" için harekete geçiyor olsalar, mesela hiç yaşamadıkları şeyleri merak edip ona ulaşma yollarını arasalar, organizmanın pasifliğini de dinamize edebilirler.
Zira yeni bir şey öğrenmeyi, bu saatten sonra ne yapacağım diye kenara itince dünyayı  kısır bir algıyla soluyarak yaşlanmayı arttırırlar.
Unutulmamalı ki insanlar yaşamadıkları her şey için genç, yaşadıkları her şey için yaşlıdırlar. Hatta yaşadıkları heyecanları anlatırken gençleşir bitince eski hallerine dönerler. Bu da yaşlılığın beyinden gelen komutlarla pekiştiğinin işaretidir.
Ömür boyu öğrenme merakını koruyan ve bu doğrultuda çabalayanlar için dünya her zaman ilginç . ve yaşama amacı oluşturucudur..
Aslında yaşlılarla gençler arasındaki temel fark aynı dünyayı yaşlılarla gençlerin algılama farkından ileri gelir.
Bu da, yaşlıların, devamlı değişmekte olan dünyayı eski gibi algılarken, gençlerin yeni gibi algılamalarından oluşan bir farktır. Oysa "Dünya" aynı dünyadır
Bu değişmez algısal çelişkiyi kavrayan insan, yaşam amacı meraka bağlanmış genç bir insana dönüşür.
Peki eskiyen organizmanın başa açtığı dertler ne olacak sorusuna da bilimsel ilerlemeler, insanlara yeni olanaklar sundukça restore edilmiş beyin ve kafalarıyla yaşsız yaşayan insanlar dünyası oluşabilir.
Fantezi deyip geçenler insanlık serüveninin fanteziler üzerinden ilerlediğini hatırlamalılar.
Siz kendinizi canlı ve yaşsız duyarsanız yaşa bağlı engellerinizi de daha kolay aşma gücüne kavuşabilirsiniz.
Sevgi Özkan

6 Ağustos 2015 Perşembe

Yakın MI?
İnsan aklının ürünü yapay zeka geliştikçe insan aklı geriliyor.
Son yapılan araştırmalara göre insan zekasının IQ su gerilediği saptanmış.
Yapay zeka ve otomasyon destekli yaşamların devamlı kaza üreten bir ortak akıl oluşturduğunu her gün çeşitli alanlarda da görmekteyiz zaten..
İnsanlar artık akıllı aletlere monte olmuş gibi yaşıyor. Onun komutlarıyla hareket ediyor ve oyalanıyor. 
Düşünme yeteneğini de bu aletlere devretmiş gibi. 
O, sadece bu aletleri kullanmayı(!)düşünüyor Aslında ise aletler insanları kullanıyor.
Neredeyse yaşamların bağlandığı birer destek ünitesine dönen yapay zekaların yönlendirdiği bir dünyada artık nasıl yaşanacak sorunu zihinleri meşgul etmeye başladı
Tek boyutlu düşünmeye kodlanmış, bütüncül düşünemeyen insan türünün aklı artık yeterince gelişemiyor. 
Birbirine bağlı nedenselliklerin toplamından oluşan çok yönlü olguların oluşturduğu yaşamı tam anlamıyla kavramayan bu akıl, günden güne kodladığı akıllı aletlerin güdümlediği dünyanın dışında kalmaya başlıyor.
Gelişen tek şey, bu yapay zekaların yönetmeye başladığı dünyada nasıl var olacağım korku ve endişesi.
Sanal sosyallik gerçek sosyal yaşamın sağladığı insani gelişmeleri telafi etmekten uzaklaştıkça, herkes kendi galaksisine kapanıyor.
Günden güne gelişen görüntüleme teknikleriyle eskiye göre tüm fonksiyonları izlenen insan bedeni ve beyninin bu yeni yaşam için nasıl eğitileceği günden güne önemli konulardan biri haline geliyor.
Robotlara ahlak öğretiminin gündemde olduğu ve katil robotların nasıl bir soruna dönüşeceği, ilgili bilim adamları için bugünün en önemli konuları arasında sayılıyor.
Bizim gibi gelişmekte olan toplumlarda içinde yoğrulduğumuz toplum ve ülke problemleri, bu gelişmeleri ütopik ve uzak bir zaman dilimine ait gibi düşündürtse de sorun, insan varlığının devamı açısından hafife alınacak gibi değil.. 
İnsanların, birbirine laf anlatamadığı bir dünyada, laf anlamayan robotlarla nasıl bir yaşama maruz kalınacağı tahmin etmek zor değil.
Şu anda en büyük umut, birbirini doğru anlamaya programlanmış robotların pek çok şeyi düzelteceği umudu. Bunlara uygun kodlanmış bir insan beynine ulaşılırsa belki, insanların algı ve zihninin bir üst dereceye yükselerek bugünkü işleyişinden kurtulması mümkün olabilir. 
Günümüz insan aklının doğurduğu sorunların çok ilkel kalacağı dönem ne kadar yakın, şu anda bu da önemli bir sorun.
Yakın mıdır acaba?
Bilmiyorum ama umut ediyorum.
Sevgi Özkan

30 Haziran 2015 Salı

ÇÖZÜMSÜZLÜK ÜZERİNE.
Şu anda durumsal ve düşünsel bir açmaz içindeyiz.
Seçimle oluşan sonuç devamında çok yönlü bir açmazı ortaya çıkardı. Hiçbir parti tek başına iktidar olamayacağı ve hiçbir parti azınlık hükümetini yürütemeyeceği için koalisyon kurulmak zorunda. Ama kimle kim koalisyon yapacak diye düşünülünce açmazlara saplanılıyor.
Çözümsüzlüğü hiç bu kadar hissetmemiştik. Çoğul konuşmamın nedeni pek çok kişinin bu duyguyu paylaşmasıyla ilgili.
Seçim sonuçlarını muhalif cephe dayanışmasıyla giderilecek bir sonuç olarak okumuş umutlanmış pek çok insan şimdi büyük bir seçeneksizlik duygusuyla karşı karşıya..
Koalisyon şartlarını herkes için AKP ile zorunlu bir arama haline getiren tavırların başında MHP' nin tutumu geliyor. İlk baştan muhalefette kalmayı seçip, erken seçim diyerek meydan okuması ve ardından en medeni tepkilere bile haşin ve siyasi nezaket sınırı dışına çıkan cevaplar vermesi durumun gidişatını umut olmaktan çıkardı. Ve de sonunda belki bu koalisyonun bir parçası olacak gibi düşündürten tutumları da garip bir çözümsüzlük ortamı sağlıyor..
Daha önce de Tayyip Erdoğan'ın tepki doğuran davranışlarına karşı parlementoda oluşan toplu karşı duruşları oylamada son anda bozan girişimleriyle gösterdiği davranış sicili, şu anki durumu  hepimiz için umut olmaktan çıkarıp açmaz haline getiren başka bir etken.
CHP'nin durumu birkaç yönlü okunarak farklı sonuçlara varılabilse de genel algı ve değerlendirmeler bu durumu da baştan olmazlar arasına çekiyor.
İktidarı boyunca AKPnin kurallara uymayan kaçak güreşen son dakika gollerini politik başarı sayan tutumlarına engel olabildiği ölçüde Cumhuriyetimizin zarar görmesini önleyen bir parti olması ülkemiz için önemli bir şans olmuştur.
Çünkü belli bir başkanın ihtirasları peşinde yasalara uymak yerine sakıncalı sakıncasız her teklifi aynı pakette oylatan bir iktidarın oyunlarıyla olabildiğince başetmek ve belki de mecliste olmasa bugün çok daha kötü bir duruma düşecek ülkeyi kurtarmak hep CHPye düşmüştür.
CHP zihniyetini onaylayan kesimin %25'i geçmemesi de, bu durumlarla açıklanabilecek gerçeklere dayanmaktadır. Bunu iktidar olamama gibi açıklamayı benimseyenlerin ülke yararına olan ölçüleri kendi menfaatleriyle sınırlı olanların görmediği temel gerçek de bu olabilir.
İktidar partisiyle koalisyon yaparken altta yatan temel eğilim de, iktidarın koalisyon yoluyla yapacağı hataların ve bu yolla ülkenin ve cumhuriyetin kurumlarının zarar görmesinin önlenmesi gözetilerek razı olunması yine CHPye düşen bir fedakarlık olarak da okunabilir. Yani CHP AKPye koltuk değneği olmayacak eğer bir destek söz konusuysa rejimin koltuk değneği olacaktır.
Bunun böyle okumayı gerektiren bir açmazda yaşadığımızı erken seçim veya asla mümkün olmayan diğer koalisyon  ortaklıklarına rağmen kötünün iyisi olarak tercih edilmesi söz konusu olabilir.
Kısaca Politik girişimlerde oyunu kuralına göre oynayan, ülkenin ve rejimin çıkarını düşünenlerin denemeyi göze alacağı bir durum diye bakılabilir. Ama ilk tepkiyi de yine bu partiye yapacak pekçok seçmenin varlığı da gerçeğin öteki yüzü.
En önemli gerçek, şu anda tekrar harekete geçen tek kişinin oyunlarıyla yürütülen bir ülke olmaktan kurtulmanın yolu bulunmalı.
Sevgi Özkan

17 Haziran 2015 Çarşamba

Süleyman Demirel de öldü.
Ölmeme ayrıcalığı kimse de olmadığı halde burada kullanılan 'de' hep kalıcı olacağını sanan politikacılık anlayışı ile ilgili. 
30 yılda devlet adamı olgunluğuna yükselen bir tavır sergilemesiyle eksileri unutulsa da tün gelişimine karşın düzeltilemeyecek, affedilemeyecek ve unutulmayacak yanlışların kaydı silinmiyor.
Demirel'in, altmışlarda asılan üç politikacıya karşı yetmişlerde üç devrimci gencin asılmasıyla sağlanmaya çalışılan o intikamcı performansı da bugün geriye dönüp bakıldığında maalesef silinemeyen bir eksidir.
Özal'ın yapıp ettiklerinin onun hatalarını unutturan niteliği, o dönemde gösterdiği devlet adamlığı anlayışı ve daha sonra özellikle partneri Erdal İnönü ile sergilediği yönetim performansı kendisinin artılarını çoğaltmış ve son dönemlerde başvurulan bir bilge haline dönüşmüş olması ne yazık kı bu yanlışı silmemekte.
Bugün, hem Demirel hem de Özal'ın hatalarını aratacak yönetimden sorumlu olanlar için kendi hırsları ve hatalarını durup düşünmelerine yarayacak önemli bir fırsat olabilir.
Sevgi Özkan

11 Haziran 2015 Perşembe

Erken Seçim Neyi Değiştirir ki?
Yönetimin tek taraflı propoganda düzenlemeleriyle iktidarın ancak bu oranı sağladığı seçim sonuçlarının belki de bu baskılar olmasaydı, seçim hilelerinin eskiye göre önlemeye çalışılsa da seçim öncesi merkez medyaya uygulanan baskı ve önleme metodlarıyla sağlanan bu kırklık oranın daha düşük olacağı açık. 
Devletin tüm olanaklarını kullanarak tek taraflı yapılan kendi kendilerinin reklamıyla sağlanan bu sonuç ortadayken çeşitli düzenlemelerle erken seçimin konu edilmesinin mantıksal tutarsızlığı da ortada.
İktidar kanadının yeni bir seçimden medet umması kendi yaptıklarını hala yapabilecekleri yanılsamasına mı eski gücünü kaybetmenin çaresizliğine mi bağlanabilir tam belli değil ama bu hatalar ortadayken erken seçim neyi sağlar? 
Olsa olsa bu kırkı tekrar sağlamak şöyle dursun kendi parçalanışlarının ilanı olarak sonuçlanır.
"Millet bize dinlen dedi" gibi yorumlar da istenmediklerini hala görmeyenlerin eski hatalara devam edeceklerinin teminatı sayıldığının da yeterince anlaşılmadığının işareti.
Milletin bu iktidarın istememesinin pek çok nedeni içinde en önemlisinin de, her şeyi kendine bağlamış bir kişinin herşeyi kendi emellerine alet etmesinin vatandaşta yarattığı tepki olduğu çok açık. 
Ayrıca devletler arası hukuk yönünden suç sayılacak başka girişimlerin er geç yaptırım oluşturacağı son derece açık iken, erken seçim neyi değiştirecek? 
Hadi içeridekiler uyutuldu ya dış dünya?
Vatandaş oylarıyla zaten olan biteni onaylamadığını gösterdiğine göre suçlu kim?
Kimse, hiçbir şey olmamış gibi devam edilebilinir mi? 
Sevgi