17 Ocak 2015 Cumartesi

İhtiyacımız var.
Bahadır Kaleağası'nın aşağıda yer alan  ve her yılbaşı aksatmadan yazdığı yazılardan sonuncusunu hayal kurma gibi değerlendirme yanlışına düşmeden okunmalı.
Nedeni hepimizi günlük politik varoluş savaşlarının doğal figuranı haline getirip ciddi hedeflere yöneltecek ölçüleri kaybettiğimiz son yıllarda, hangi ölçütler üzerinden kaygılanarak geleceğe bakmamız gerektiğini özellikle devlet yönetiminin dikkatine sunuyor.
Bizlere de yaşadıklarımızla öngörülen ve umut edilen gerçekler arasındaki kopukluk her yıl biraz daha artsa da, "Ne olduk?" değil, "Ne olmalıydık" sorusunu hatırlatarak umut etmeye zorluyor.
Bu dıştan bakış vizyonu, aynı zamanda toplumun pek çok yönden görmeye ihtiyacı olan gelişim skalasının gidişatı hakkında fikir veriyor. Bu hedeflere bu gidişle varılması çok zor dense bile umut verici bir yazı..
Sevgi Özkan


2014 YILI NASIL GEÇEBİLİRDİ? 
Bahadır Kaleağası - Finans Dünyası Ocak 2015 

LINK ->  http://bit.ly/Kaleagasi-2014NasilGecebilirdi 


9 Ocak 2015 Cuma

DÜNYA VATANDAŞLIĞI DÜNYA UYGARLIĞIYLA MÜMKÜN.

'BATI' yı doğru okumak doğru anlamlandırmak batının şu veya bu aşamaların sonucu dünya uygarlığının tek örneği olarak geliştiğini görmek gerekiyor.
Batı Medeniyetinin oluşumunda bir çok medeniyetin izleri ve katkısıyla oluşan bir birikim olduğu ve bugün bu medeniyetin ürünü olan pek çok uygarlık verileri, derecesi ne olursa olsun herkesce paylaşılıyorsa onda geçmiş zafer ve yenilgilere ait pek çok insanın emeği ve kanı vardır diye bakmak gerekir.
Gelişmiş insanın. eleştirilecek tüm yanlarına karşın batıyı, kendisinin de ait olduğu bir değerler bütünü diye görmesi gerekir.
İnsanların bir dünya vatandaşı olarak kendini bu uygarlığa ait görmesi, bu küresel uygarlığın eleştrilecek yanlarına çözüm aramak ve onun gelişimine katkı sağlaması bir dünyalı olarak en doğru seçim sayılmalı. Zira bu davranış, kendi aidiyetlerinin geçmişiyle bir şekilde katkıda bulunduğu bu uygarlığın daha gelişmesine katkı sağlama hakkı olduğu gerçeğinin kabulünü yansıtır.
Dinsel, kültürel tüm farklılıklar aslında bu medeniyetin oluşum sürecinden bağımsız gelişmeler olmayıp parçası olarak görülmelidir.
Artı ve eksisiyle tüm dünyanın eklemlendiği küresel yaşamda ülkesel bölgesel, ırksal kaynaklı sorunlar ancak tüm dünyalıların nimet ve sorunlarını bir şekilde yaşamakta olduğu bu uygarlığın bir parçası olarak ele almasıyla çözülebilir. Bu küresel bilince, tüm eziklik veya üstünlük duygularından öte her dünyalının bir dünya vatanadaşlığı aidiyetiyle ulaşmasıyla mümkün olabilir.
Artık bu çağın insanı, nerede yaşıyor olursa olsun yaşamının tüm alanlarında bu küresel aidiyet bilinciyle davranmayı benimseyerek yaşamalı.
Birarada yaşamaya mecbur olunan bu dünyede artık tüm İnsanların ve toplulukların, aralarındaki tüm farklılıklara rağmen, 'HERKES FARKLI, HERKES EŞİT diyen ünlü sloganın benimsenmesi gerekiyor. O nedenle gelişmiş ve gelişmemiş insanlık arasındaki farkın gelişmekten yana evrilmesine hangi aidiyetten olunursa olunsun katkı sağlamak önem kazanıyor.
Sevgi Özkan

8 Ocak 2015 Perşembe

İnsanlığın Başı sağ olsun.
Gelişmiş insan aklının ürettiği akıllı aletler, gelişmemiş akılların elinde etkili bir silaha döndüğü günlerdeyiz.
Robot olmadan duyarsız robotlara dönüşen insanlara yenik düşme olasılığı, insanlığın gelişiminde robotlara yenik düşme olasılığından daha önce yaşanıyor.
Korkutucu gerçekler her gün her an bir yerlerden boy gösteriyor
Digital çağın verilerini basit ve vahşi duygularına alet eden beyinler, insanları ürkütücü bir savaşa sürüklüyorlar.
Bir kültürün kutsalının, başka birinin fikir özgürlüğüne karşı gelebilen bir dünyada yaşandığının farkında olmak çok önemli. Bu nedenle bir arada yaşama çabaları önem kazanıyor.
İçinde yaşadığımız digital çağın maddi manevi iletişim olanakları sağlayan küreselliği, tüm kültürleri birbirinden haberdar olmaya ve bir arada var olmaya zorluyor.
Bu nedenle birinin kendine aykırı gelen öbürünü yok etmeden yaşayabilme gerekliliği bir ilke olarak tüm taraflarca benimsenmedikçe uygarlığın gelişemeyeceği anlaşılmak zorunda.
Dünya çapında demokrasinin inşasına yol açacak bu gerçek artık küresel demokrasi olmadan  demokrasinin hiçbir ülkede yaşatılamayacağını günden güne daha iyi algılatıyor.
Farklı kodlanmaların yarattığı kültürel hassasiyetleri aşan "benim doğrum, için dünyayı yakarım terörizmi"nin insani gelişmenin dışında kalmışlarca gerçekleştirilmesi, tüm insanlığı, insanca gelişmişlik ve gelişmemişlik parantezinde iki temel gruba ayırıyor.
Kaba kuvvetin parasal olanaklarıyla beslenen sınır tanımazlık
cüreti, toplu insan kırımlarına yol açtıkça, medeniyetler savaşı denen olgu da günden güne insan olabilenlerle olamayanların savaşına dönüşüyor.
Sevgi Özkan

2 Ocak 2015 Cuma


"Selfie"dediğimiz geçmişin GÖRÇEK'indeydi.

Selfie adıyla son yılların ortak davranışı haline gelen kendin çek olgusu, ellili yıllardan başlayıp çeyrek asırdan fazla İstanbul'un Beyoğlu'nda faaliyet gösteren GÖRÇEK fotoğrafhanesinde gerçekleştiriliyordu. .
Bugün cep telefonlarıyla her yerde kişi ve gruplar halinde gerçekleştirilen kendi fotoğrafını  kendisi çekmesi durumu o dönemde bir tek sevgili dayımız E. Ali Yıldız  tarafından kurulan ve işletilen GÖRÇEK stüdyosunda gerçekleşiyordu.
Boydan aynalı kabinlere giren müşteri isterse kabinin perdesini kapatarak aynada kendi kendine verdiği pozu eline kadar uzanan kordonlu düğmeye basarak gerçekleştirildi.
Vesikalık çektirmek veya ışık düzeniyle daha iyi bir fotoğraf isteyenlere gerekli yönlendirmeler yapılsa da, düğmeye basmayı tercih edenler kendi fotoğraflarını kendileri çekerlerdi.
Ali dayı özellikle çocukluğumda bende iz bırakmış en espritüel insanı olarakçok hoş bir insandı.
Sabiha Gökçen ile Atatürk tarafından Rusya'ya eğitime gönderilmiş Türk Hava Kuşunun ünlü eğitmen pilotlarından olup daha sonra sivil hayata bu Stüdyoyu kurarark sivil yaşamını sürdürmüştü..
GÖRÇEK'te kabinlere girerek kendi kendine fotoğraf çekmenin yarattığı yanlızlık algısıyla saçma sapan pozlar vermelerinden doğan anektodlar, özellikle çocukluğumuzun aile toplantılarında fıkra gibi anlatılırdı.
Evet, selfie dediğimiz özünde ilk önce GÖRÇEK'te gerçekleştirilirmişti.
Sevgi Özkan

24 Aralık 2014 Çarşamba


İnsan olmayan birey kategorisine kim giriyor?
Arjantin'deki bir hayvanat bahçesinde bulunan Orangutanın "insan olmayan birey"kabul edilerek serbest bırakılmaya kalkılması haberi 
bireyleşememiş insanlar topluluğunda bireyleşmiş hayvan örneği hayli düşündürücü. 
Önemli olan aklanmak değil paraymış meğer.

17-25 Aralık olayının yıl dönümünde suçlananların yargılanmalarını önleyen düzenlemelerle kapatılmaya çalışır ve el konulan paraların polis tarafından konulduğu savunulmuşken şimdi paraların zanlılara iade edilmesi şaşırtıcı. Paralar, zanlılarınsa o zaman savunma için söyledikleri geçersizleşmiyor mu? Anlaşılan asıl dert aklanmak değil paralara kavuşmakmış.

9 Aralık 2014 Salı

ŞUURSUZLUK ZAMANI
Eğitim Şurası, çocukların başlarının dışı gibi içini de kapatmaya yönelik önerileriyle pedagojik psikolojik ve sosyolojik bilimler açısından nerelere sürüklendiğimizi kavratır nitelikte önerilerle sonlandı.
Okul öncesi dönemden başlayarak çocuklara cehennem ve cennet kavramlarını değerler eğitimi diye aşılamaya kalkan ve de zorunlu din dersi eğitimiyle ahlaklı iyi ve gelişmiş akıllı insanlar yetiştirmeyi hedefleyen zihniyetin, eğitim alanına sunduğu tavsiye(!) kararlar yönetime egemen paradigmayı kavratan boyutları gösterdi.
Bugünün Türkçesini daha iyi okutmak ve öğretmek gerekirken
Osmanlıca gibi bugün yaşamda karşılığı olmayan bir dille PİSA gibi OECD ülkeleri arasındaki yerimizi ölçümleyen testlerde özellikle okuduğunu anlama konusunda epey gerilere düşen öğrencilerimizin iyice gerilere düşmesi önlenemez.
Küresel iletişim çağının ortak dili olarak evrenselleşirken farklılaşarak “GLOBALİZCE” adı verilen İngilizce öğrenimi gerekli olurken günümüz Türkçesini düşünce üretecek biçimde kullanılmasını sağlayan bir eğitim oluşturulması daha önem kazanmakta.
Bir dili bilmek ondan düşünce üretmekle mümkün olur.
Düşünme yeteneği mantık ve felsefe eğitimiyle pekiştirilir.
Batıyla kendi öz değerleri üzerinden kaynaşmanın yolu
okumaz yazar haline gelen gençlerin zihin dünyasını terk edilmiş bir dile zorlamaktan değil, mevcut dili daha düzgün ve iyi kullandıracak  bir literatüre yönlendirmekten geçer.
Daha yenilerde ülkemizce imzalanmasının 24.yıl yıldönümünün kutlandığı Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesinin erken yaşta benimsenmesi ve haklar kültürünün erken yaşta kavranmasını sağlayan İnsan Hakları dersi ve de devamlı hak ihlali, kaza ve cinayet üreten düzenimizin ortalama aklını eğitmede de yararlı olacak trafik dersi neden  kaldırılır?
Demokrasiyi geliştirmek şöyle dursun yok sayan ve Eğitim Şurası dense de yukarıda değinilen şuur ve aklı dışarıda bırakan önerilerin tavsiye edilebildiği bu kalkışma, değerli Çizerlerimizden  Latif Demirci’nin deyimleştirdiği gibi ülkemizin “aklı geçmiş zaman”da yaşamaya zorlandığını göstermektedir.
Sevgi Özkan

Sosyolog