6 Ağustos 2014 Çarşamba


Ses Alerjisi(!)

Güneşe, denize, kokulara, besinlere karşı özel hassasiyeti olan alerjen bünyelerin son hassasiyeti ses alerjisi.

İstem dışı olarak her yerden her an duymak zorunda kalınan o bağırtılı hitabın yarattığı bir yeni alerji tipi günden güne yaygınlaşıyor

Hedeflenen değişse de hep aynı ton ve yaklaşımla günün her saati, her yerden kulakları alarma geçiren bu sese muhatap kalmamanın şimdilik en etkili çaresi zaping. Böyle olunca kumanda aleti de alerjenlerin en etkili ilacı ve gereksinimine dönüşüyor.

Sonu baştan belli ifadelerin, artık şaşırtmayan bir devamlılıkla var edilmesinin, yeni bir şey duymayacaklarını bilseler de kulaklardaki geri tepici etkisi, kolay geçmiyor.
Hedef öznesi değişse de, lanetlenme biçimi hiç değişmeyen bu sürekli yayına devamlı maruz kalma zorunluluğu, insan vücudunda sıkıntı hissi ve mide bulantısı tepkimeleriyle bir alerjiye dönüşüyor. Ne mutlu ki henüz bu alerjiden zaping veya kulak tıkamakla uzaklaşmak mümkün olabiliyor. Herkese geçmiş olsun.
Sevgi Özkan

Devlet Terbiyesi.

 
İyi ki dünyada geçerli ve yaygın bilinen bir dile sahip değiliz. Bu nedenle özellikle son yıllarda toplumda özellikle başı çeken rol modeli aracılığıyla nasıl bir dil ve jargonun egemen olduğu dışarıdan bakanlarca pek anlaşılmıyor.

Zira bir yerde olan bitenin ne anlama geldiği işin içine bir aktarıcı yani çevirmen girince gerçek varlığından epey farklılaşarak dışlaşıyor.

Özellikle devletler arası görüşmelerde söylenenlerin karşı tarafa çevirisi simultane çevirmenin bilgi, tecrübe ve basiretiyle yumuşatılabilirse de esas sorun, karşıdan gelecek ağır eleştirilerin bu tarafa çevrilmesiyle oluşabilir.

Çevirmenlerin uluslararası ilişki aktarımlarında ifadelerin gerçeğine sadık kalmak zorunluluğu olsa da, gerçek sorumluluk sahibi çevirmenlerin ayrıca ülkelerin selametini kollayacak bir bilinçle davranmaları önemlidir.

Kızdığına protokol ve diplomasi sınırlarını kollamayan ifadeler kullanmakta sakınca görmeyen politikacının karşıdan gelen ağır ifadelere kontrol dışı cevaplar vermesinin sürpriz olmayacağı belliyse, yeminli çevirmenin ülke ve kendi selametini düşünerek söyleneni anında usturuplu ifadelere dönüştürmesi başlı başına onur madalyası gerektirecek bir başarıdır.

Devlet adamlarının ülkeyi temsil görevi, her istediğini ağzına geldiği gibi söylemesini önleyici bir görev bilincini de gerektirir.

Bu noktaların inceltilmiş sonuçları, protokol olarak karşılıklı uyulması gereken kurallarını ifadelendirir. Devletin belli makamlarına gelen kişiler bu kurallara uymama özgürlüğüne sahip değillerdir.

Bu nedenle devlet terbiyesi denilen şey, günlük davranışların dışında ve sonradan kazanılan farklı bir edinimdir. Bu nedenle “ben istediğimi, istediğim kişiye, istediğim gibi söylerim” türü kafa tutma anlayışının başarı gibi sunulmasına yol açan politikacıya devlet adamı demek mümkün olmaz.

Üstlendiği temsil görevini, insanlar ve uluslararası ilişkilerde asgari nezaket kurallarının sınırları içinde yerine getiremeyen politikacının içte ve dışta yaygın benimsenmesi mümkün olamaz. O olsa olsa, davranışları kendi seviyesine uygun kitlelerce benimsenir ki bir toplum da onlardan ibaret değildir.

Sevgi Özkan

5 Ağustos 2014 Salı


Kusursuz Cinayet İşleyen Katili Tebrik Eder Gibi (!)

 

İktidar gücünü farklı ve muhalif varlıklara baskıya döndüren ve her yasal engeli hiçe sayarak yasa yerine geçen  kararnamelerle istediğini yapanların icraatını başarılı bulanlar aslında neyi onayladıklarını hiç düşünüyorlar mı?

Zira sonunda durum analizi olarak yapılan bu değerlendirmelerin ortalama akıl tarafından başarının şartı olarak algılandığı bir gerçek. O zaman bu durum analizlerinin  de başarı için her yol geçerlidir anlayışını mı onayladığı, yoksa haksız ve hukuksuzluğun altını mı çizdiği çoğunlukla anlaşılmıyor.

Kavram oluşturma güçlüğü olan bir yerde, toplumdaki “doğruluk” anlayışı, hedefe ulaşmak için yanlış olsun olmasın her yolu denenebilir algısına dönüşüyor.

Hukuk, bireysel hak, demokrasi, karşı görüşle birlikte yaşama hakkı gibi kavramların ne kadar kolayca ters yüz edileceğinin örnekleri çoğalınca, toplumda “ortak doğru”da birleşmek yerine doğruyu işine geldiği gibi yorumlayan bir değerlendirme kaosu yaşanıyor.

Bu açıdan bakınca her şeyi yıkıp yok etme pahasına güç ve hükmetmenin başarı sayılmasıyla, kusursuz cinayeti işleyen katilin tebrik edilmesi arasında fark var mı?

Sevgi Özkan

17 Temmuz 2014 Perşembe


Geçmeyen moda olma modası (!)

Her zaman moda olan moda, kaçınılmaz bir benzeşim baskısı olarak, inanç ve düşünce dahil her alanı biçimliyor.

Bireysel varoluşun kitlesel olarak önemli bir aktör olmadığı tam gelişmemiş toplumlarda her şey, ortak süre ve alanlarda benimsendiği için bu baskının dışına çıkmak mümkün olmuyor.

Eğer tek bir adamın sözünden çıkmama modası geçerli olmuşsa, orada bu baskı süresi yönetimsel olarak tayin edilir hale geliyor ki buna despotluk, az ötesine de diktatörlük deniyor.

Şu son yıllarda toplumsal bölünme diye tanımlanan tehlike de bu despotluğu benimseyenler veya benimsemeyenler olarak ikiye bölünüyor.

Biri diğerini red ederek varolan bu bölümler gerçeğin  “doğrusu”yerine kendilerinden olmayanı yanlış görerek varlığını sürdürmeyi hedefleyen taraf için“doğru”nun da bir anlamının kalmadığı meydana çıkıyor.
Moda bunlardan birine taraf olmak olunca karşıt grupların varlığı da modaya kurban gidiyor

11 Temmuz 2014 Cuma


 

Organik insanı da, pazarda arayacağımız günler yakın.

Son on on beş yıldır gittikçe akıllanan makinelere eklemlenen insanın sanal dünya ile iletişimi, akıllı akılsız, zengin fakir, eğitimli cahil, her türlü farka karşın katılım açısından eşitlendiği bir alanda gerçekleşiyor.

Bu gidişle küresel demokrasiye gidişi sağlayacak en önemli gelişme internet ve sosyal medya iletişimiyle olacak gibi.

Artık insanlar bir şey söyleme veya yazma konusunda herkesin herkesle iletişebildiği bir hak eşitliğine sahip olmanın güvenini paylaşıyorlar.

Bu yeni iletişim, bir yandan insanı yeniden inşa ederken bir yandan da her türlü iletişimin eşit şartlarda gerçekleştiği yeni bir dünya oluşuyor.

Yeni dünyanın insanı, eskiye göre düşünme kabiliyeti daha gelişmiş ve daha mı bilgili diye tartışılsa da eskiye göre daha fazla uyarana ve bilgi bombardımanına maruz kaldığı için daha unutkan, daha dikkatsiz ve biraz daha şaşkın.

Öte yandan, idealize yoluyla insanlığı yücelten değerleri de çok dert etmeyen ortak bir basitlik ve vasatlık yaygınlaştığı için alabildiğine yüceltilen insanlık kavramı da gittikçe değer kaybediyor.

Düne göre daha çok yaşadığı ana ve güne dönük dertlerle iletişen insan, bu açıdan ileriye doğru umut vermeyen bir gelişim tablosu sergiliyor.

Artık “düşünen insan”ın yerine daha çok kendini düşünen ve aklına geleni iletişim alanına boca eden değersizlikler ortamı, her alana hakim olmaya başlıyor.
Yeni nesillerin genel algı ve değerleri, eskilere göre bir bakıma çok daha ileride bir bakıma ise robot duygusallığında bir insan modeline dönüşüyor.
Her gün orijinaline sağlık ve gençlik kaygısıyla eklemlenen yeni akıllı parçalar, gerçekten yarısı yapay eklemli insan modelini ideal hale getirirken, aşık olabilen robot yapımına çok az zaman kaldığı haberleri, birbirinden umudu kesen insanların yeni insan arayışını gösteriyor. Ayrıca kıskanç eşlerin robotları vuracağı ve organik insanları pazarda arayacağımız günler de yakındır.
Sevgi Özkan

6 Temmuz 2014 Pazar


"SORUN" ÇÖZMEYİ, “YOKETME” DİYE YORUMLAYAN "ÖLDÜRME" KÜLTÜRÜ.

 

En çok kadınlara dönük cinayetlerden yansıyan en önemli gerçek,
oluşan "sorun" dan, özneyi ortadan kaldırarak kurtulmak eğiliminin yaygınlaşması.
Bu nedenle toplumumuzda, özellikle, kadın/erkek sorunlarında "öldürmek", neredeyse legal hale gelmiş gibi.
Her gün ortalama üç olayla gerçekleşen bu realitede, her yeni cinayet, bu metodun reklamına dönüşerek "öldürme" eylemini adeta normalleştirirken, inzibati tedbirlerden daha çok, bu eğilimi yaratan şartların sağlıklı analizlerle ele alınması önem kazanıyor.

Günümüzün akıllı aletlerle donanan iletişim ve bilgileşim ortamında, önlenemez uyaranlarla bireye ulaşan ortak kültürel etkileşimler, en çok alt yapısı bu değişime hazır olmayan zihinleri bunaltıp açmaza sürüklüyor. Pek çok örnekte görülen bu durum, 
Artık yetersiz ve etkisizleşen norm ve değerlerden farklı kurgulanmış bir döngünün dışında kalan akılların, olan biteni doğru okuyamadığını gösteriyor.
Kendini yetersiz ve çaresiz hissedenlerin bir çeşit intihara dönen çığlıkları kimi zaman “öldürme” olgusunu sanki en geçerli çözüm olarak benimsetiyor demek de yanlış olmaz. En azından bunun tek neden olmasa da önemli bir etken olduğu görülmekte.

En çok kadın erkek ilişkilerinde gerçekleşen bu cinayetlerde, çağın gidişatına görece daha iyi ayak uyduran kadınlara, karşı gücünü tüm geleneksel değerler üzerinden kavrayan erkeğin duyduğu acizlik önemli bir etken oluyor. Bu nedenle erkeğin son güç gösterisini de partnerini öldürerek sergilediği görülüyor. Faillerin çoğunlukla kendini de öldürerek perdeyi kapaması ise, işin açmazını işaretliyor.

İnternet ve cep telefonunun yaygın benimsenmesiyle oluşan yeni değerler dünyasında kuşkusuz tek etken olmasa da, bu değerlerin artması, bireyin gelişmesinin önemi ortaya çıkarıyor.
Bireysel hak ve özgürlükler savaşımında fikirsel ve düşünsel diyaloglardan çok duygusal tepkimelere dayalı toplumlarda, genel olarak kadını erkek gözüyle anlamlandırmada da, şiddete dayalı güç gösterisi üzerinden şekillendiği söylenebilir.
Bu arada tüm dünyada ve toplumumuzda boşanmaların artması evlilik ilişkilerinde ki anlamlandırma ve beklentilerin değişiminde yeni arayışların göstergesi olmakta.
Yine "olduğu gibi görünme" olarak ifade edilen değerlendirmenin aslında "kusurlarını düzeltmeye gerek yok" algılamasına dönmesinde bu tavrı bizzat örnekleyen etkin toplumsal rol modellerinin artması, bu saldırganlık gösterisine zemin hazırlıyor demek de yanlış sayılmaz. Bu konuda sadece kadın erkek ilişkisi değil, tüm insan ilişkilerinde aklın ve medeni hak arama alternatiflerini yok sayan bir davranış biçiminin her alanda kabul görmeye başlaması işin yönetimsel etkileşimini açıklıyor.
"Balık baştan kokar" diye formüle edilen geleneksel etkileşimin günümüz şartlarındaki etkisinin daha önemli olduğu pek çok örnek ortada. 

Bu şartlara, en ufak bir düşün ve davranış farklılığını taraftarlaşma eğilimine dönüştüren mevzilenme psikolojisi de eklenince, "sana aykırı geleni yok edebilirsin" mantığı tüm topluma yayılabiliyor.

Bu modellerle büyüyen nesillerin, nasıl bir iletişim modeline sahip bir toplumsal yapıya dönüşeceği şimdiden düşündürücü.
Yine de her şeyin zıddıyla var olduğu dünyada insani gelişmişlik yönünde gelinen seviyenin üstüne ulaşılacağını öngörmek yanlış olmamalı.
Bu analizin çözümsel yararı, insanın akıllı bir varlık olarak  duygusal tepkime yerine düşünsel tepkimelere yönelmesini sağlamanın gerekliliği oluyor. Örneklenen olumsuzluk bulaşıcı olunca kaçınılmaz örnek alınacak insan konumunda olanların  niteliği en önemli toplumsal etkene dönüşüyor. 

Sevgi Özkan

29 Haziran 2014 Pazar

Yeni dünyanın yeni anlamlarına doğru.

Digital gelişmişliğin yaşamlara kattığı akıllı aletlerin yarattığı, görsel ve hızlı değişkenlere dayalı dünya algısına, anlamsal metinlerle katkı sağlamak zorlaşıyor.
Stuff dergisinin, tv 360 da sunduğu "On/Off" programını izlerken doğal dünyadan sanal dünyaya ulaşırken, yeni nesillerin bu açıdan farklı bir anlamlar dünyasına doğdukları daha iyi anlaşılıyor. Görünen o ki, her gün yeni bir buluşla kendi kendini otomatize eden renkli ve hareketli bu sanal dünyaya, eski "anlamlar", eklemek gittikçe zorlaşacak. Görüntü, renk ve hıza dayalı bu sanal dünya, kendi anlamlarını üretirken bu kadar hızlı değişime, doğal dünyanın değerleriyle "anlam" eklemek de başlı başına sorun olacak gibi.
Sevgi Özkan