20 Ocak 2014 Pazartesi




İnsanlar ölünce daha çok sevdiklerine ait oluyorlar sanki.
Sevgili eşimin çocukluk arkadaşı Savaş Emek dün akşam yaşama veda etti.
Kısa süre önce hastanede ziyaretine gidebilmenin acı huzuruyla orada el ele çekilmiş son fotoğraflarına baktıkça daha çok ağlayan eşimi avutmak kolay değil.
Bu yaz ona yapılan ziyarette beraber olan oğlumun izlenimleri ise bizim dışımızda da okuyan herkesi ağlatıyor.
Başlangıçta dört harfli bir kelimeyken sonra büyük bir çaresizliğe dönüşen ölüm, düştüğü yeri yakarken avutucu tek şey kalanlara uzun ömür dilemek. Güle güle değerli kardeşimiz Savaş Emek..
Sevgi Özkan

 
Son dokunuşmuş....
Sevgili kardeşim ...can dostum..çocukluğumun..gençliğimin ...ilk sigaranın... ilk aşkların...ilk İstanbul'a gidişin.Devrim Yurdu ranzalarının..ilk devrimciliğin...kader arkadaşı..
Sevgili kardeşim Savaş Emek'i kaybettim...
10 gün önceki ziyarette elime uzanışı son temasımızmış...
Güle güle  sevgili kardeşim

Son dokunuşmuş.... Sevgili kardeşim ...can dostum..çocukluğumun..gençliğimin ...ilk sigaranın... ilk aşkların...ilk İstanbul'a gidişin.Devrim Yurdu ranzalarının.....ilk devrimciliğin...kader arkadaşı.. Sevgili kardeşim Savaş Emek'i kaybettim... 10 gün önceki ziyarette elime uzanışı son temasımızmış... Güle güle sevgili kardeşim
Abdullah Özkan


Alişan Özkan
Babamın en özel dostu, bir nevi kardeşi... Benim için de Savaş abi oldu. Bir koca gün içinde tüm geçmişi toplayıp rakı sofrasına döktüler babamla birlikte... Tek bir seferde, bir güzel yaz gününde... Hikayelere, unutulanlara, hatırlananlara, söylenmek istenenlere bu şekilde tanıklık etme şansı buldum; bir nevi tarihe yetiştim. Seni tanıdığıma çok memnun oldum Savaş abi. Huzurla uyu! Seni hep güzel hatırlayacağız...
 

10 Ocak 2014 Cuma


"Merak Etme"(!) Teminatlı Yanlışı, Yanlışla Düzeltme Aymazlığı.

 

Tam bilmedikleri konularda teminat vermeye kalkanlarca benimsenen ve sık kullanılan “merak etme” sözü, topluma hakim olan aymazlıkları açıklayan en yaşamsal yanlıştır.

Toplumsal belalar ortalamasında önemli bir payı olan ve herkese rahatsızlık veren bu ifadeyi oluşturan algının yönetim sorumlularınca da benimsenmesi, pek çok konuda olduğu kadar demokratik hukuk toplumu açısından da panik yaratıcı.

Bu günlerde yönetim sorumlularınca çeşitli gerekçelerle hukuk diye oluşturulup aceleyle dayatılan ve hukuk bilgisine sahip olanlarca hukuk  toplumunun ortadan kaldırılması diye yorumlanan düzenlemelerini “merak etmeyin, hukuka aykırı değil” teminatıyla sunmaları, yeni belalara yol alındığını gösteriyor.

Genellikle yönetenlerin, toplumun yıllarına mal olan deneme yanılma politikalarıyla kendi siyasi kariyerlerinin oluşmasına alışılan toplumumuzda, en iyi nitelendirmeyle bilgisizce yapılanlara bilişim çağında daha çabuk tepki oluşması kaçınılmaz ve şimdilik tek şans oluyor. Ama bu şansın da elden çıkmak üzere olduğuna dair girişimler paniği arttırıyor.

Şu anda freni patlamış kamyonun içinde nereye çarpacağız diye telaşlananlara "bir şey olmaz, merak etme" diye teminat vermek kadar yanlış olan bu girişimde ısrar edilmesi, toplumun geleceğini riske etmeyi göze alacak kadar kendileriyle ilgili yaşamsal bir neden olduğunu düşündürtmesi işin en tedirgin edici yanını oluşturuyor.

Sevgi Özkan

7 Ocak 2014 Salı


Artık çekme be Türkiyem,

 

Toplumca yaşadığımız ve dikkatli izleyicilerin gözünden kaçmayan pek çok gizli ve gizemli girişimin, şu veya bu şekilde medya üzerinden kamuoyuna yansıdığı görünüyor. Tabii görene ve gösterene.

Başbakan ve yardımcısının “Milletin ordusuna kumpas kurdular” itirafından önce Cemaat başının “koskoca adamları o yaşlarında karşılarında durdurdular bu içime dokundu” benzeri sözü toplum dikkatine sunuldu. Fakat Cemaatin ordu mensuplarına yapılanları eleştiren bu sözü ortaya çıkan yolsuzlukları geri plana itecek yargılama tartışmalarında şu an dikkate alınmıyor gibi.

Oysa bu söz ardından gelen iktidarın beklenmedik ifadesi, aslında her iki tarafın bu konuda kendini aklama savaşının başladığını açıkca gösteriyordu.

Yani yapılırken kimsenin itirazına uğramayan düzenlemeler, bunca kılıf ve çarpıtmaya karşın kamuoyu vicdanında geri tepmeye başlayınca ve kamuoyuna başvurulacak dönem yaklaşınca "valla ben yapmadım o yaptı öğretmenim" türü suçu üstünden atma çekişmeleri ortalığı kapladı.

Bunlar, aslında faturayı birbirlerine ödeterek suçtan kurtulma çabasının dışa vuran işaretleriydi.

Ne zaman mı? Tabii ki birbirlerine düşmeye başladıkları zaman.

Aslında hanidir süren çekişmenin patlama nedeni yaklaşan seçimler için iktidar kavgası olarak yorumlansa da, ülke gündemini devamlı takip eden dikkatli bakışların başından beri derin güç çekişmesinin ve her hamlenin ardından o hamleye karşı bir hamle gibi zamanlaması dikkat çeken ataklarla yürüyen gelişmelerin, gerçekte olan bitenle gösterilenin aynı şey olmadığını gösterdiği meydana çıkıyordu.

Başından beri aynı görüş doğrultusunda birbirini kollayarak yürütülen güç dengeleri, çeşitli nedenlerle bozulup bu ortak suçtan kendini kurtarma ve aklanma çabası öne çıkınca, oluşan karşılıklı vuruşlar, bir sizden bir bizden derken her iki tarafı da açığa çıkarmaya başladı.

Bunları, sunulduğu gibi gerçekten bir derin devletle ve sadece asker vesayetinden kurtulma savaşı sanan kimi aymazlar, olan bitenleri kendi aydın (!)idealleri doğrultusunda anlamlandırmaktan, hukuk dışı oluşumları teferruat saymaktan, yaşananların gerçeğini uzun süre göremediler. Görmeğe başladıklarında ise pek çok masum insan onların destekleriyle legalleşen bu ortamın çoktan maddi manevi kurbanı olmuşlardı.
Dayanışmayla oluşturulan korku düzeni, Gezi olayıyla ortaya çıkan demokratik hakka dayalı birikmiş protestolarla gidişatı beklenmedik biçimde bozunca, dağılmaya ve pek çok şey ortaya çıkmaya başladı.
 
Böylece içine atılan pek çok anti demokratik maddeye rağmen yetmez ama evet diye onaylanan demokrasi çuvalı, boşaltılma aşamasına gelip, içinden çıkanların ne olduğu anlaşıldıkça, ben zaten demiştim çarklarıyla, yanılmışız öz eleştirileri de artmaya başladı. Bu arada yasada hala duran anti demokratik maddelerin demokrasi diye sunulmasıyla olan yine bu uygulamalara kurban olanlara oluyor.

Baştan görmediklerini sonra görüp öz eleştiriyle yola devam eden aymaz aydınlardan ve yönetimlerden bu toplum hep çok çektiyse de artık tüm pişmanlıklar rağmen dayanılacak sağlam bir hukuk ve demokrasi düzeninin kalmaması, durumu daha önemli kılıyor.
Artık demokratik ve hukuk hamleleri diye yapılanlara dikkatle eğilmek, çözüme değil, durumdan sıyırtmaya hazırlanan kılıfları da iyi algılamak gerekiyor. 

Artık ne çektin be Türkiye yerine, ortak bir dürüstlükle herkesin, "Artık çekme be Türkiyem" bilincine ulaşması gerekiyor.

Sevgi Özkan

6 Ocak 2014 Pazartesi


HAKLI OLMANIN DAYANILMAZ ZORLUĞU

Kurumların hatalarını önlemek için düzmece delillerle ilgisiz kişileri cezalandırmanın adalet olmadığı iyice ortaya çıktıkça, adaletsizlikleri adalet ve demokrasi sanma yanılgısının neye dönüştürüleceği bilinemiyor. Bu yanılgıyı geçerli kılmayı elbirliği ile inşa etmiş olanlar, aslında bu algıyı yeni idrak eden ve etmek zorunda kalanlar olduklarından şimdi neyi savunacaklarını şaşırıyorlar.

Derin güçler çatışması kadar derin güçlerin piyonu olan derin zihniyetlerin arasında devam eden çatışmada görünen o ki, meğer hepsi aslında işin doğrusunu biliyorlarmış. İşte bu duruma dayanmak zor oluyor. Bu ülkede haklı olmaktan daha zor bir durum olamaz.
Sevgi Özkan

23 Aralık 2013 Pazartesi


Kendi hüznüyle kavrulan çocuk.

 

Televizyonda sergilenen yetenek yarışmasında boy gösteren küçük çocuklardan sonuncusu, sahneye çıktığında  yeni girdiği on iki yaşına karşın elbisesinden, sözlerinden ve rol modeli seçtiği belli olan taşralı arabeskçi tavırlarıyla acıklı bir duruş yansıtıyordu.

Üç kişilik yarışma jürisinin kendine yönelen takdirlerden doğan heyecan ve gururla, kendi sesiyle oluşturduğu acılı atmosfere yenik düşen ve ağlamaktan şarkıyı da kendi sözlerini de tamamlayamayan gerçek bir küçük çocuğa dönüştü.

Kendi sesiyle oluşturduğu hüzün atmosferinden en önce kendisi etkilenip  ağlayan bu çocuk, aslında yetenek keşfi diye buralara çıkarılan çocukların ağlanacak halini özetliyordu.

Arkasına  takılan aile fertleri, kendisini  seyrettiklerini bildiği okul arkadaşları, öğretmenleri ve de sahnede eşlik eden menejeri kapsayan kalabalık bir destekle ünlüler alemine dalmaya aday bu küçük, belki de çocukça yaşamasını önleyen tüm engellere ağlıyordu.

Çocuğa iyilik yapıyorum diye sattığı mendili almaya kalkanlarla aynı ölçütsüzlüğü ve aymazlığı taşıyan seyirci çoğunluğu da, gecenin en yüksek puanını vererek gerekeni yaptığını düşünüyor olmalıydılar.

İlk etaba göre daha başarısız bir performans sergilemesine karşın onu gecenin birincisi yapan bu ölçütsüz oylamayla, aslında çocuğu çocukluğundan koparma ilanı gibi gerçekten ağlanacak bir durumu gösteriyordu.

Yeteneklerinin keşfi diye ortaya çıkarılan ve anlamlandıramadıkları ilgilerle baş tacı edildikten sonra çoğunlukla yeteneğini geliştirici destekler almadan yine anlamlandıramadıkları ilgisizliklere itilen bu çocukların durumu, gerçekten ağlanacak nitelikte. Çünkü çocuğu değil, çocuk varlığına yönelik sevgi ve sempatiden parsa toplamayı amaçlayan, insan ve çocuk hakları kavramının önemini kavramayan toplumların ortak aymazlığıyla oluşan bu tutumlar, telafisi mümkün olmayan çocuk hakkı ihlaline ve istismarını yansıtıyor.
Sevgi Özkan

18 Aralık 2013 Çarşamba


“Gök Gürledi Evladım.”

 

Eşler arası ayrılığa varan çözümsüzlüklerin, karşı tarafı ortadan kaldırmak gibi benimsenmesinde eskiye göre arttığı görülen kadın öldürmenin etkileşim alanları genişliyor.

yaşamlarındaki sorunları konuşmak yerine kavga ve küfürle giderme tavrını, eş konumunda da sürdüren kimi erkeklerde aile sorunları kavga ve öldürmeyle sonlandırma eğilimi gittikçe artarak neredeyse bir göreneğe dönüşüyor.

Toplumun kaçınılmaz rol modellerine dönüşen yönetimdekilerin, insani iletişim biçimlerine dokunulmazlık kazandırdığı davranış örnekleri, konuşma ve tartışmadan çok küfürleşme ve dövüşme hatta silah bile çekme biçiminde gerçekleşince, aile ilişkilerinde de baş vurulan otomatik bir çözüm modeline dönüşebiliyor. Son zamanlarda politik çatışmaları tetikleyen şiddet yatkını iletişim politikaları toplumun gündemini yönetmekten öteye insan ilişkilerini de etkileyen önemli bir etmen oluyor.

Karısıyla sorununu kurşunla sonlandıran aile reisi, yan odada uyuyan üç çocuğundan silah sesine uyanan ve bir gürültü duyan büyük oğlunu gök gürledi diyerek odasına gönderen bir eş ve baba figürü, sorun çözme algısında gelinen noktayı çok güzel özetlerken, aynı zamanda anasız bıraktığı ve yaşamlarını kararttığı çocuklarının şoke olmasını önleyen bu pedagojik hassasiyet(!) pek çok düşündürücü noktayı ortaya çıkaran bir ifade.

Karısını öldürme zorunda gören bu aklın, çocuklarını kollamayı da ihmal etmeme çelişkisi aslında sorunun suç teşkil eden yanında kendini haklı bulduğu için davranışlarına kılıf oluşturmanın zihinsel paradoksunu da iyi yansıtıyor.

Sevgi Özkan

14 Aralık 2013 Cumartesi


Herkes Doğuştan Psikolog, Doğuştan Sosyolog Olunca(!)….

 

Günlük konuşmalar, sık kullanılan psikolojik, sosyolojik nitelemesine dayalı analizleri de yansıtır.

Herkesin kendini doğuştan psikolog veya sosyolog yerine koyduğu bir toplumda, sosyal bilimlerin öneminin yeni yeni anlaşılması, ve ülke yönetimine genellikle mühendislerin talip olması kaçınılmaz gibi olmuştur.

Burada dışlaşan en önemli yargı, psikoloji nitelemesi yapan ne kadar psikologsa, sosyoloji nitelemesi yapan da o kadar sosyolog yerine konulduğundan, ayrıca psikoloji veya sosyolojiye çok da ihtiyaç olmadığı sanılgısıdır.  

Eskiye göre şimdilerde, toplum gözünde değer kazanan Psikoloji de, yine eskiye göre dikkatleri yeni yeni üstüne çekmeye başlayan sosyoloji de, bu nedenle verilmesi gereken öneme sahip olamamışlardır

Bireysel ve toplumsal sorunların çözümü, komşu / arkadaş çevresine dayalı paylaşımlar ve  kahvehane sohbetleri üzerinden niteliksel olmaktan çok niceliksel okumalara dayalı değerlendirmelerle çözülmeye kalkıldığından, insani sermayenin gelişimi de, bu doğrultuda biçimlenmiştir.

Günümüzde bilişsel gelişmelerle hızla değişen bilimsel verilerin sunduğu artı ve eksilerin iyi değerlendirilmesi, yaşamsal bir önem kazanırken, yeniden yapılanan sosyal ve fen bilimsel verilerin de, dikkate alınmasına ihtiyaç duyulması gerekiyor.
 
Yoksa toplumsal sorunlarda sosyolojik duruma dikkat çekenlere biz de sosyoloji biliyoruz diye kızan ve de denizler arası kanal açmanın bilimsel sakıncalarını saptayan verileri ise yok sayabilen politik zihniyet yönetimi, toplumda ne sosyal bilim bilinci bırakacak ne de fen bilinci. Hepsi doğuştan bilenlere havale edilecek.
 
 
Sevgi Özkan