Yaşantılarımız, geçmişi geleceğe taşıyan görünmez merdivenin basamaklarıdır.
Geçmişimize de, geleceğimize de onlar üzerinden ulaşabiliriz.
8 Ocak 2011 Cumartesi
7 Ocak 2011 Cuma
DEĞİŞMEK MÜMKÜN
İnsan değişebilir.
Düşünceler değişince insan da değişir
İnsanlar değişmek için hep bir başlangıç beklerler.
Bu yıl veya bu yaz değişeceğim gibi tarihler koyarak bilinçlerini ötelerler.
Bilinç en önemli güçtür. Cesaret ve güven sağlar.
Artık geç oldu diye değişmemeye sarılmak ise değişmeyi istememekten kaynaklanır.
Aslında değişebilirliği kabul ettiğin an, değişmenin başlangıcıdır.
Düşüncen değişirse kaderin de değişir.
Değişim beyinde başlar. Sürdürmek de öyle.
Değişimin duygusu tıpkı başarma duygusu gibi güven verici bir duygudur.
En önemli bilinç noktası değişeceğini kabul etmektir.
İsteyen değişim bilincini yakalar, istemeyen düşüncelerine inanç dokunulmazlığı kazandırır.
Ondan sonra da kimse o dokunulmaza dokunmaz.
Kendini aldatma ve oyalama insanın kendine yaptığı en büyük ve en saçma kötülüktür.
Sevgi Özkan
Düşünceler değişince insan da değişir
İnsanlar değişmek için hep bir başlangıç beklerler.
Bu yıl veya bu yaz değişeceğim gibi tarihler koyarak bilinçlerini ötelerler.
Bilinç en önemli güçtür. Cesaret ve güven sağlar.
Artık geç oldu diye değişmemeye sarılmak ise değişmeyi istememekten kaynaklanır.
Aslında değişebilirliği kabul ettiğin an, değişmenin başlangıcıdır.
Düşüncen değişirse kaderin de değişir.
Değişim beyinde başlar. Sürdürmek de öyle.
Değişimin duygusu tıpkı başarma duygusu gibi güven verici bir duygudur.
En önemli bilinç noktası değişeceğini kabul etmektir.
İsteyen değişim bilincini yakalar, istemeyen düşüncelerine inanç dokunulmazlığı kazandırır.
Ondan sonra da kimse o dokunulmaza dokunmaz.
Kendini aldatma ve oyalama insanın kendine yaptığı en büyük ve en saçma kötülüktür.
Sevgi Özkan
29 Aralık 2010 Çarşamba
OKUMAZ-YAZARLIK
Okur -yazarlığın yerini okumaz- yazarlık mı alıyor?
Yazmak birikim ister. Birikim de entelektüel anlamda okumakla beslenir.
İnternetin okuma olanaklarını arttırdığı düşünülse de, öyle olup olmadığı, ne tür okumaların okuma sayıldığı da düşünülmeli.
İnternet ve sosyal medya katılımı entelektüel gelişime katkı sağlıyorsa da insanları aptallaştırıp aptallaştırmadığı ciddi olarak tartışılıyor.
Bu kanalla insan iletişim ve gelişimi sorgulanırken ortaya çıkan en tartışılmaz veri:yüzeysellik.
Yüzeysel okuma, yüzeysel algı ve yüzeysel hafıza insan beyninde nasıl bir birikim yapıyor?
Çağın iletişim ve hareket kapasitesinin yarattığı hız fenomeni de bu alanda kendini gösteriyor..
Hızlı yemek, hızlı işlem, hızlı başarı ve hızlı okuma gibi birbirini tetikleyen davranışlarla öyle baş döndürücü bir hızlı yaşam olgusu oluştu ki, doğal olarak kendi zıddı da oluşmaya başladı.
Yavaş yaşam özlemi, yavaş ve hazmedilmiş doyumlar yeniden oluşturulmak isteniyor..
Internet olgusunun bunlara eklemlediği hızlı okuma da sonunda özetlenmiş ve sığlaşmış bilgileri makbul hale getirdi.
Uzun ve kapsamlı anlatımlara tahammül ortadan kalkarken, anlayış sığlığı da tüm beyinlere egemen olmaya başladı.
Kimsenin uzun ve etraflı araştırma ve anlatımlara rağbet etmediği bir dünyada insanların algıları da sığlaştı ve sığlaşıyor.
Internet, bir yandan eskiye oranla yazma yeteneğini geliştirirken, öbür yandan özünde içerik ve kapasite sığlığına dayalı bu yazma ve yazışmaların yarattığı genel algı ve anlama ortamını da belirliyor.
İnsanlar, hiç okumayıp veya daha az okuyup daha çok yazar ve yazışır oldular.
Herkes kendini yazarken, bir yandan da kendini dinleyip, kendini okuyor.
Eğitim sistemleri bu şartların üzerinden yeniden oluşturulmalı ve kendi içinde çözümlenmeli
Okumayan, okuduğunu anlamayan, ama yazışan insanların kendilerini hapsettikleri bu sığlıktan nasıl çıkacaklarına kafa yormak gerek.
Okuyan, yazan, bilgilenen, düşünen ve yenidünyalar üreten bir canlı olarak insan beyninin, hangi yetenekleri gelişecek?
Bir süre sonra bunu daha iyi algılayacağız.
Algı ve anlayışın sığlaşması, insanları, daha güdülebilir hale getirmesi kaçınılmaz.
Küresel demokrasiye geçebilmek için günü kavrayan, okuyan ve yazan insan aklına daha çok ihtiyaç var
Global diktatörlüklere açık bir yolda hızla ilerleyen bir insanlıkla baş başayız.
Gezegen ahalisi durumuna gelen insanlığın tek elden yönetenlerin çıkması mümkün.
Sevgi Özkan
26 Aralık 2010 Pazar
BİZİM ZAMANIMIZDA SÖZÜ ANLAMSIZLAŞIYOR MU?
Çocuklar, yaşamı gün geçtikçe daha sanal gerçeklik ortamında algılar oldular.
Tabii bu saptama internet olanaklarına şu veya bu biçimde erişen kesimlerdeki çocukları kapsıyor.
Görünen o ki yakın gelecekte küresel bir gerçekliği yansıtacak.
Medya, Sosyal medya ve de bilgisayar oyunları üzerinden gelişen sosyal iletişim insan algılarını hızla değiştirip yeniden biçimliyor.
Sanal gerçek, yaşamın gerçeğine dönüşünce, gerçek kavramı iyice bulanıklaştı.
Çocuklar için evin dışı tehlikeli diye düşünülürken evin içi, daha tehlikeli olmaya başladı.
Odasında emniyette sandığımız çocukların aslında hangi tehlikelerle yüz yüze olduklarını bilemiyoruz.
Çocuğun, sanal alemin dışında kalmasını sağlamak, sokağın tehlikesinden korumak için sokağa çıkmasını önlemeye benzemiyor.
Bu dünyanın dışında kalmak başka bir asosyallik tehlikesi taşıyor.
Ceplerindeki telefon mesajları onları hangi sosyal dünyaya çağırıyor?
Kontrol edilmesi mümkün olmayan bir sanal dünyaya açılan çocuk ve gençler, gerçek yaşamın zorluk ve zorunluluklarını nasıl algılıyorlar?
Evden çıkarılmadan büyütülen çocuklar, bilgisayar olanakları ile nasıl bir dünyaya ekleniyorlar?
Günümüzün merak konuları olan bu durumlar, sonunda kendi insan tipini oluşturuyor.
Daha mekanik ama daha hayalci, daha gerçekçi ama daha duygusal insanların dünyasında nesiller arası kültür farklılıkları gün geçtikçe daha kısalan devreleri yansıtıyor.
Uyaran bombardımanı ile algıları yüzeyselleşen insanların anlama yetileri de sığlaşıyor.
Kültürel kodlanmaların kısa süreli farklılaşması insan ilişkilerine ayrı bir yabancılaşma da getiriyor.
İlkokul dörtteki çocuk, anaokuluna gidene, bizim zamanımızda her şey farklıydı gözüyle bakıyor neredeyse.
İletişim ortamları hızlı ve geçirgen zamanları kapsıyor.
Nesiller kıyaslamasında, bizim zamanımız sözünün hangi süreye denk geldiği gittikçe kavranamaz oldu.
Hangi zamanımız demek en doğrusu.
O zaman ebeveynin çocuklara kendi geçmişiyle kurduğu paralel örneklemelerin de empati kurma açısından fazla bir etkisi olmuyor.
Artık uyaran bombardımanı altında kalan herkesin zamanı kendine.
21 Aralık 2010 Salı
SOSYAL ZAMKLARI KURCALAMAK
Yanıbaşımızda parçalanmış bir ülke birleşmek için uğraşıyor.
Etnik ayrılıkların üstüna sonradan sürülen ulusallık zamkı sen ben kavgası yüzünden bir türlü tutmuyor.
Komşumuz Irak'ta etnik gruplar arasındaki güç çekişmesi hergün yeni bir seyir izlerken, bizde Ulus devlet içinde içselleştirilmiş birliktelikler yeni yorumlarla ayrıştırılmak isteniyor.
Ulus biraradalığını sağlayan zamk etkisizleştirilip yok edilmeye çalışılıyor.
Ana dil yasağına gelen itiraz, kendi devletini kurmaya giden isteklerle biçimlendiriliyor.
Esas sorun olan Feodal yapının ürettiği baskılar, görmezden gelinip, sadece ulusal Devlet baskısı olarak algılanırken, özgürlükle özerklik arasında talebi arasında tehlikeli yalpalamalarla kontrolsuz gelişmeler oluşuyor
Tüm dünya globalizce denen bir çeşit dünya ingilizcesi altında tek dil üzerinden anlaşmaya yönelirken
bizim ülkemiz etnik diller üzerinden ayrışmaya yöneltiliyor.
Bu çelişkiyi çok iyi görmek gerek.
Şu olsa ne olur, bu olsa ne olur gibi tüm sosyal zamkları kurcalayanlar ne olduğunu gördüklerinde zaten olan olmuş olacak.
O zaman hiçbir tarafın haklı olup olmamasının anlamı kalmayacak zaten.
Baskılardan yılanlar öyle özgürlükler talep ediyorlar ki, bedeli herkesin özgürlüksüzlüğü olacak.
Hep birlikte hata yaptık demek hatayı ortadan kaldırmaz.
Tartışalım evet ama önce ne istediğimizi iyi bilelim. Ulus olmak o kadar kolay değil.
Sevgi Özkan
Etnik ayrılıkların üstüna sonradan sürülen ulusallık zamkı sen ben kavgası yüzünden bir türlü tutmuyor.
Komşumuz Irak'ta etnik gruplar arasındaki güç çekişmesi hergün yeni bir seyir izlerken, bizde Ulus devlet içinde içselleştirilmiş birliktelikler yeni yorumlarla ayrıştırılmak isteniyor.
Ulus biraradalığını sağlayan zamk etkisizleştirilip yok edilmeye çalışılıyor.
Ana dil yasağına gelen itiraz, kendi devletini kurmaya giden isteklerle biçimlendiriliyor.
Esas sorun olan Feodal yapının ürettiği baskılar, görmezden gelinip, sadece ulusal Devlet baskısı olarak algılanırken, özgürlükle özerklik arasında talebi arasında tehlikeli yalpalamalarla kontrolsuz gelişmeler oluşuyor
Tüm dünya globalizce denen bir çeşit dünya ingilizcesi altında tek dil üzerinden anlaşmaya yönelirken
bizim ülkemiz etnik diller üzerinden ayrışmaya yöneltiliyor.
Bu çelişkiyi çok iyi görmek gerek.
Şu olsa ne olur, bu olsa ne olur gibi tüm sosyal zamkları kurcalayanlar ne olduğunu gördüklerinde zaten olan olmuş olacak.
O zaman hiçbir tarafın haklı olup olmamasının anlamı kalmayacak zaten.
Baskılardan yılanlar öyle özgürlükler talep ediyorlar ki, bedeli herkesin özgürlüksüzlüğü olacak.
Hep birlikte hata yaptık demek hatayı ortadan kaldırmaz.
Tartışalım evet ama önce ne istediğimizi iyi bilelim. Ulus olmak o kadar kolay değil.
Sevgi Özkan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)